e etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hepimiz Gerizekalıyız

Efenim inanmayacaksınız ama gerçekten şahit olduğum bir durum üzere ifade etmeliyim ki: üzerine oturulan bazı koltuklar diğer insanların gerizekalı görünmesine neden oluyor. 

Bakın nasıl oluyor;

Biz Ak Parti’ye oy veren seçmenler olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler üç beş kendini bilmezin “Oy pusulasına Esma yazın.” sözüne aldanıp hepimiz Esma yazacaktık ki son anda süper zekalı genel başkanımız bizi uyardı da onun sayesinde pusulaya yazı yazılmayacağını öğrendik.

Biz CHP’ye oy veren seçmenleri bir kenara bırakın CHP Antalya milletvekilleri olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler Antalya’da doğru adayın kim olduğunu, halkın kimi isteyip istemediğini falan nereden bileceğiz efenim? Tabi ki genel merkezde bulunan süper zekalı partililer daha iyi bilir.

“Ouokl..! artık siyasetten mide fesadı geçireceğim” diyenlere gelsin, biz diğer gerizekalılar;

Biz üniversite hocaları olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler hayatımız boyunca okuruz, yazarız, konuşuruz amma Neyi? Ne zaman? Nasıl? Yapacağımızı kat'a kestiremeyiz. O yüzden başımızda bir büyüğümüz olan YÖK hazır bulunurda biz yol yöntem bilmezlere süper zekalı kurumumuz YÖK yön verir. Yoksa maazallah sapıtıveririz. 

Biz sanatçılar yok mu? Biz sanatçılar olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler yıllarca tek kişi bile izlese diye düşünerek Tiyatro, Bale, Opera gibi sanat dallarını yeşertmeye çalıştık. Bunu azda olsa devlet desteğiyle yaptık ama farkına vardık ki devletin tüm parasını sıfırlamışız efenim. O yüzden değerli meclis,  TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu)kurulması  için bi çalışma başlattı da rahatladık. Bundan böyle hangi sanatın devam edeceğine karar verirken iki önemli nokta olacak 1- Kazandığı para(Örneğin: Recep İvedik Balesi, Sabit Kanca Operası) 2- TÜSAK’ta çalışan 11 tane memur(Örneğin: Trt1, Trt2, Trt3, Trt4, Trt5, Trt6, Trt7, Trt8, Trt9,… Trt forever!). Neyse efenim özetle artık sanatla ilgili karar veren 11 süper zekalı memurla “sanatta durmak yok yola devam” diyoruz.


hepimiz gerizekalıyız
Hunisiz Girilmez

“Her cuma bir film sallıyorum, Google’a gir, örneğin Komedi filmleri, Yerli komedi filmleri  bilmem ne diye search yap hepsi çıkıyor. Oradan beğen bir tane salla gitsin. Bu filmler iyi makara.” diye bu konuya da kızıyorsanız, gelelim biz diğer gerizekalılara.

Biz internet kullanıcıları olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler kendimize hangi sitenin zararlı olduğunu hiç bilemedik hatta bırakın efenim siteyi, Twitter’da kimi takip edeceğimizi Youtube’de neyi izleyeceğimizi bile kestiremeyiz. Bizler her atılan tweete inanan aciz kullar olarak kendi çocuğumuzu, ailemizi internetin zararlı sitelerinden korumamız gerektiğinden de bihaberiz. Dış güçlerin mihrak mihrak kol gezdiği bu internette bize doğruyu gösterip yanlışlardan men eden süper zekalı TİB yetkilileri olmasa halimiz nicedir.

Biz kadınlar olarak gerizekalıyız. Çünkü biz kadınlar kürtaj karırı vermenin ne demek olduğunu bilmezken, nasıl giyinmemiz gerektiğine karar veremezken, eğitim alamazken, çalışma hayatına giremez velev ki girdik cam tavanlarla üzerimiz örtülürken nasıl olurda üç tane büyük şehirde belediye başkanlığını kazanırız. Efenim bu tabi ki bizlerin elimizin hamuruyla olacak iş değil. Biliyoruz ki bu başarı partilerimizde görev yapan tüm erkeklerin bizlere bir lütfu. Bu yüzden bize bunu bahşeden Ak Parti, CHP ve BDP’li süper zekalı erkeklere teşekkür ederken. Tüm yurtta üç kadının büyük şehir başkanı olmasını haber yapan basın mensuplarına da itidal çağrısında bulunuyoruz. Endişe etmeyin! Süper zekalı erkeklerin yardımıyla elimizden geleni yapacağız.

“Yav he he.” Diyenlere gelelim son gerizekalıya.


hepimiz gerizekalıyız
Biz bu yazıyı yazanlar olarak gerizekalıyız. Çünkü biz yukarıda bulunan her bir harfi sanki o koltuklara yapışmışcasına yazdık. “Biz” diyerek sizden göründük ama hep kendi bildiğimizi okuduk. Dolayısıyla bu yazıdaki her bir satır bize şunu haykırdı: 
Üç cümleyle insanlara akıl verebileceğini sanan süper zekalı yazar. 

Tek bir gerizekalı var oda sensin!

Hep sendin.

Senin Çocuğunu Öldüreceğim



Hayır, yanlış duymadın.
Evet, senin çocuğunu öldüreceğim.
Nasıl öldürdüğümü bile anlamayacaksın.
Çocuğunun ölümünü sana sormayacağım çünkü.
Bi yer var: Ankara. 
Hah işte çocuğunu öldürmeme orada onay verecekler.
Senin ağlamana bile müsaade etmeyecek takım elbiseliler veya üniformalılar.
“Kahraman!” diyecekler öldükten sonra.
“Ülkesi için savaştı.”, “Vatanı uğruna öldü.” ,”O artık ölümsüz.”
İşte sen ağlarken çok feryat etme diye; beyzadeler açıklamalar yapacak.
Sen onu bir daha öpemeyeceksin.
Çaresiz olmadığını mı düşündün? 
“Ortalığı ayağa kaldırırım!” diye geçirdin içinden.
Kaç kişi artık çocuğunu koklayamıyor? Düşün. 
Çaresizsin.
Çocuğunu öldüreceğim.
savaşın acıları

Sen televizyonlardan ışıklı şovlar izlerken yapacağım bunu.
Her gün televizyona koşacak savaş haberlerini açacaksın dua ederek.
“Allah’ım” diyeceksin. Hiç olmadığın kadar içten. “Allah’ım sen onu koru.”
Sonra haberler de bir iki ışık gösterip birazda patlama sesi dinletecekler.
Onlar da konuşacak çocuğun hakkında “Destan yazdı.” diyecekler. 
Ağızlarını gere gere.
Çocuğunu öldüreceğim.
Ne kadar sürer bilmem ama senin ayağına gelecekler.
Omuzları yıldızlı birileri işte.
“Kahramanca savaştı.” Diyecekler. 
Sahte bir hüzünle.
Sanki, geceleri uyanıp gazını onlar almış gibi davranacaklar.
Etrafı korumalı kişiler gelecek evine. Çokça.
Hatta tören falan yapacaklar: kameraların da çekmesi için.
Kameralar çekecek.
Kararı onlar vermemiş gibi davranacaklar.
Sen ağlayarak onların gösterisini bozma diye bir iğne yapacaklar.
Kasların gevşeyecek, zihnin bulanacak ama için için ağlamaya devam edeceksin.
Çocuğunu öldüreceğim.
Şanslıysan öldükten sonra birkaç kez daha hatırlayacaklar.
Belki birkaç saniye ismi geçecek televizyonlarda.
İlerde seni iftara falan çağırırlar belki.
Sanki kararı onlar vermemiş gibi.
Sanki öleceğini bilmiyorlarmış ya.
Unutulacak.
“Kahraman!” diyecekler.
Unutulacak.
asker cenazesi

Bir tek sen ağlayacaksın;
gerçekten,
içten,
durmadan,
ölene kadar,
her saniye ağlayacaksın.
Çocuğunu öldüreceğim.
Nedenini mi merak ettin?
Bilmem belki;
Haritada birkaç değişiklik yapmak.
Sadece petrol fiyatları bile olabilir.
Yada yöneticilerinizi beğenmemişimdir.
Sen hep düşüneceksin.
“Evladım” diyerek,  öpeceksin fotoğrafları.
Soğuk.
Fotoğraflar hep donuktur.
Göz yaşlarını dökeceksin onlara.
Kapı çalacak.
Herkesi o sanacaksın. Evladım geldi.
Gelmeyecek.
Bütün bu olanlar ne benim nede seni yönetenlerin hiç umurunda olmayacak.
Çünkü:
SENİN ÇOCUĞUNU ÖLDÜRECEĞİZ!
Senin.
Senin.
Seni
ÖLDÜRECEĞİZ.


Not: Son zamanlar da Batı dan gelen savaş borusunun sesine, hemen Türkiye’den birileri mest oldu. Tabi ki bu sese hemen karşılık verdiler. “Kavga mı var abi?” diyen ergen hevesiyle açıklamalar geldi. “Biz de gireriz. Hemen tezkere çıkaralım. Koşalım yetişelim.“ tonuyla konuya yaklaşan, yöneticileri dinleyince yine bize endişelenmek düştü. Kapıya savaşı dayadılar anlayacağınız.
Endişelerimizi böyle dile getirdik. 

Sürç-i Lisan Ettiysek Affola.

Not2: Kimse Esed ailesi gibi babadan oğula zalim bir diktatör yapıyı desteklediğimi düşünmesin. Fikri bile ürkütücü.

Önemli not: Kimsenin çocuğunu öldürmeyeceğim.(Bu not sadece başlığı okumaya vakti olan arkadaşlar için.)

Soyolojide Kahve

Sosyolojik bir bakış  açısıyla kahveyi ele alacağımız bu yazı,belki de kahveyi bu güne kadar en etkileyici biçimde anlatan Anthony Giddens’ın Sociology kitabından alıntıdır.Giddens’ın bizi gündelik yaşamlarımızdan  tarihe,oradan günümüze ve politikaya kadar pek çok yere sürükleyeceği bu yazıda bize ,hayatın ayrıntılarında gizli kalan,pek çok şeyin önemini anlamamızda adeta bir rehber olacak nitelikte.Uzatmadan, Giddens “Sosyolojik bir bakış açısı geliştirmek” başlığı altında kahveyi nasıl ele almış?Bakalım.


sosyolojide kahve
     
Sosyolojik düşgücü bizden,herşeyden önce,kendimizi gündelik yaşamlarımızın bildik sıradanlığından,yeni bir bakışla”uzaklaştırarak düşünmeyi”gerektirir.Sıradan bir şeyi,bir fincan kahve içmeyi ele alalım.Hiç de ilginç görünmeyen böylesine bir davranış biçimi hakkında,sosyolojik bir bakış açısıyla söyleyecek ne bulabiliriz?Pek çok şey.

-Öncelikle,kahvenin yanlızca bir içecek olmadığını söyleyebiliriz.Kahve,bizim gündelik toplumsal etkinliklerimizin bir parçası olarak simgesel bir değer  taşır.Kahve içmenin törensel yönü çoğunlukla kahvenin kendisini tüketmekten çok daha önemlidir.Pek çok Batılı için sabahları içilecek bir fincan kahve,kişisel rutinin merkezinde yer alır.Kahve içmek,güne başlamak için gerekli ilk adımdır.Sabah kahvesinin ardından,gün içerisinde çokluk başkalarıyla kahve içilir  –toplumsal bir törenin temeli.Kahve içmek için bir araya gelen iki insan,olasılıkla gerçekte ne içtiklerinden çok bir araya gelmek ve çene çalmakla ilgilenecektir.Tüm toplumlarda yeme-içme aslında,toplumsal etkileşim ve törenlerin gerçekleştirilmesi için ortamlar yaratmaktadır –bunlar da sosyolojik inceleme için zengin bir konu ortaya çıkarmaktadır.

-İkincisi,beyin üzerinde uyarıcı bir etkisi olan kafein içeren kahve,keyif verici  bir maddedir.Pek çok kişi kahveyi,sağladığı”fazladan uyanıklık” için içer. İşyerindeki uzun günler ve ders çalışmakla geçen geceler kahve molalarıyla daha çekilir hale gelir.Kahve alışganlık yaratan bir maddedir,ne ki Batı kültüründe,kahve  tiryakileri bir çok insan tarafından uyarıcı kullananlar diye görülmezler.Alkol gibi kahve de toplumun kabul ettiği bir uyarıcıdır,oysa örneğin marihuana böyle kabul gören bir madde değildir.Yine de,marihuana,hatta kokain kullanımını hoşgören,ancak hem kahve hem alkole soğuk bakan toplumlar da vardır.Sosyologlar,niye böyle karşıtlıklar olduğuyla ilgilenirler.

-Üçüncüsü,bir fincan kahve içen biri,dünyanın bütününe yayılan karmaşık bir toplumsal ve ekonomik ilişkiler kümesi içerisinde yer almaktadır.Kahve,gezegenin en zengin ve en yoksul bölgelerindeki insanları birbirine bağlayan bir üründür:zengin ülkelerde büyük miktarda tüketilir,ancak esas olarak yoksul ülkelerde üretilir.Kahve,petrolden sonra uluslar arası ticaretteki en değerli maldır;pek çok ülke için,dış ticaretten elde edilecek en yüksek kazancı sağlar.Kahvenin üretimi,taşıması ve dağıtımı,kahveyi içen kişiden binlerce kilometre uzaktaki insanlar arasındaki sürekli etkileşimleri gerektirir.Böylesi küresel etkileşimlerin incelenmesi,yaşamlarımızın pek çok yönünün artık dünya ölçeğindeki toplumsal etkenler ve iletişimler tarafından etkilenmesi yüzünden sosyolojinin önemli bir ödevidir.

-Dördüncüsü,bir fincan kahveyi yudumlamak,bütün bir geçmiş toplumsal ve ekonomik gelişme süreçlerini varsayar. Şimdilerde Batı beslenme biçiminin çok bilinen diğer kalemleriyle –çay,muz,patates ve beyaz şeker gibi- birlikte kahve,ancak 1800’lerin sonlarından başlayarak çokça tüketilir hale gelmiştir.Kahvenin kökeni Ortadoğu olsa da ,kitlesel tüketimi,yaklaşık yüzelli yıl kadar önce,Batının sömürgeci yayılma döneminde başlamaktadır.Batı ülkelerinde bizim içtiğimiz kahvenin neredeyse hepsi,Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmiş bölgelerden (Güney Amerika ve Afrika) gelmektedir;kahve hiçbir biçimde,batı beslenme biçiminin ‘doğal’bir parçası değildir.

-Beşincisi,kahve küreselleşme,uluslar arası ticaret,insan hakları ve çevrenin yok edilmesi hakkındaki çağdaş tartışmaların merkezinde yer alan bir üründür.Kahve,yaygınlaştıkça “markalaşmış” ve siyasallaşmıştır: Tüketicilerin hangi çeşit kahveyi içecekleri ve kahveyi nereden satın alacakları konusundaki seçimleri, yaşam biçimi tercihleri haline gelmiştir.İnsanlar yanlızca organik kahve,doğal yollardan kafeinsizleştirilmiş kahve ya da “adil bir biçimde alınıp satılan”(gelişmekte olan ülkelerdeki küçük kahve üreticilerine piyasa fiyatının tamamını ödemek üzere geliştirilen mekanizmalar yoluyla) kahveyi içmeyi tercih edebilirler.Starbucks gibi “şirketleşmiş” kahve zincirleri yerine “bağımsız” kahvecileri desteklemeyi  tercih edebilirler.Kahve içenler,insan hakları ve çevre konusunda sicilleri kötü olan belirli ülkelerden gelen kahveyi boykot etmeye karar verebilirler.Sosyologlar küreselleşmenin,insanların gezegenin uzak köşelerinde ortaya çıkan sorunlar hakkındaki bilinçlenmelerini nasıl arttırdığını ve onları yeni ortaya çıkan bilgileri kendi yaşamlarında kullanmaya nasıl yönelttiğini anlamaya çalışırlar. (Anthony Giddens,Sociology)


Son olarak ekleyeceğim: Anthony Giddens’ın kitabı Türkçeye çevrilmiş ve “Sosyoloji” ismiyle satılmaktadır.Pek çok yerden temin edebilirsiniz.