i etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
i etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yemek, İçmek, Sıçmak Ve Kapitalizm Üzerine

İnsanoğlu kısa ömrünün büyük kısmını uyumak, yemek, içmek, boşaltım gibi faaliyetlere ayırmak zorunda. Bu konu çeşitli açılardan “kayıp zaman” olarak ele alınmış olabilir ama henüz elle tutulur bir çözüm noktasına gelmekten çok uzağız.

Konuya dini, tıbbi, psikolojik açılardan yaklaşmadığımı ifade etmemde fayda var zira İlkİnsan karakterine “Annesi Kur’an okurken müzik dinlediği için çarpılan kız” muamelesi yapılmasını amaçlamıyorum.  “Ateizmi tebliğ etme uğraşları” olarak görülmesini ya da “tıp dünyasına meydan okumak” olarak algılanmasını hiç istemiyorum. Özünde çok basit bir kapitalizm eleştirisinden başka bir amacım yok. O değil de Ateizmi yaymaya çalışmak nedir? :) Yapmayın.


tüketim-toplumu


Küreselleşme ve yeni sağın yükselişi tüm dünyada etkisini artırmışken, refah devleti kavramı unutulmaya yüz tutmuşken, ulusüstü şirketler her geçen gün yeni pazarlar fethederken bu neo liberaller nasıl bir rehavete kapılmış ki: insanların bu uğraşlarla vakit geçirmesine hala göz yumabiliyorlar.

Ey neo liberal! Bu insanlar hayatları boyunca ortalama; 20 yıl uyuyor, 10 yılını ise yemek, içmek, tuvalet gibi uğraşlarla heba ediyor. Bu süreleri daha verimli kullanamaz mıyız? İnsanlar 30 yıl daha fazla çalışabilir mesela ve daha fazla tüketebilir doğal olarak. Bazı sektörler süreçten hasar alabilir ama kapitalizm çok daha güçlenecektir. 


Çılgınlar gibi tüketim olanağı


Bir hayal edin lütfen. İnsanlar 20 saat çalışıyor düşünsenize üretim kapasitemizin ulaştığı boyutları. Tüketim noktasında da devrim gibi bir yenilik olabilirdi. En yeni telefonu almak için aylarca kuyrukta bekleyebilirler mesela. Yemek, uyumak gibi ihtiyaçları da olmayacağına göre, kuyruktan ayrılmalarına da gerek kalmazdı. Bir düşünün kulağakaçanlar1 modeli için kuyruğa girmiş birisi daha kuyruğun sonuna gelmeden kulağakaçanlar2 modelini piyasaya sürmek mümkün olabilirdi. 

Lafargue yoldaşın dediği gibi “Çalışın, çalışın proleterler, toplumsal serveti ve kendi yoksulluğunuzu artırmak için çalışın. Çalışın ki, daha da yoksullaşarak daha çok çalışmak ve yoksullaşmak için bir takım nedenleriniz olsun.”

Daha fazla çalışmak ve daha fazla tüketmek arzusuyla yanıp tutuşan bu insanların sorununa neden çözüm bulmuyor bu kapital sistem? Oysa bu hamle çarkları buhar makinasından bile hızlı çevirme kapasitesine sahip. Şu bilim kurgu filmlerindeki gibi birkaç hapla sorun çözülebilir. Hatta yemek şirketleri, yatak üreticileri de kendi ürünlerinin kapsülünü yaparak daha kârlı işlere imza atabilirler.

İkinci bir çözüm önerisi olarak diyabetlilerin kullandığı insülin pompası gibi bir sistem yapılabilir. Böylece insan ihtiyaçları bu sistem tarafından otomatik olarak karşılanır, atıklar bertaraf edilir. İnsülin pompalarının dünyada çok gelişmiş modelleri mevcut. Her türlü ihtiyacın belirlenmesi ve giderilmesi bu makine tarafından otomatik olarak yapılabilir.

Aslında tüm bu veryansının sebebinin “soğuk klozet kapağı” olduğu öğrenilince bu satırlarım neo liberaller tarafından pek ciddiye alınmayacak biliyorum ama son olarak bir düşünsenize insan doğası ufacık hesaplar yaparken dünyayı ateşe atmaya ne kadar müsait?


insülin-pompası

İnsülin Pompasıyla İlgili Bilgi notu: Türkiye de sağlık bakanlığı hala en eski sürümlerini desteklemekte hatta SGK sensörlü pompaların ödemelerini bile yapmamakta. İnsülin pompalarının gelişmiş versiyonları insanların şeker hastalığına bağlı olarak ortaya çıkabilecek sorunlarını önlerken onlara daha kaliteli bir yaşam sunmakta. Çocuklara tablet dağıtan bir hükümetin şeker çocukları günde 4 defa iğneye mahkum etmesi, parmak uçlarını delerek sayısız ölçüm yapmaya mecbur bırakması. Türkiye’deki tip1 diyabetli çocukların(yeni doğmuş bebeklerde de görülebilmektedir) dünyadaki yaşıtlarının kullandığı teknolojinin 20 yıl gerisinde tutulması bir çelişkidir elbet. Umarım bu soruna bir çözüm düşünülür.

Özel İşsizlik Sigortası Almadan Önce

Öncelikle bu yazıda “Gelir Güvencesi Sigortası” bir diğer adıyla “Özel İşsizlik Sigortası” konularından bahsetmek istiyorum. İşsizlikSigortası yazısında İŞKUR’dan alınan işsizlik sigortasını anlatmıştık. Şimdi özel sektörün sağladığı özel işsizlik sigortasını anlatmaya çalışacağız.


“Çalışacağız” kelimesi lafın gelişi seçilmedi bu işsizlik sigortası türü özel firmalar, sigorta şirketleri, bankalar tarafından sağlandığı ve Türkiye’de pek yağın olmadığı için elimizde konuyla ilgili pek fazla kaynak yok. En önemli hukuki kaynaklar bankacılık, sigortacılık gibi kanunlar. Gelir güvencesi sigortası almak istiyorsanız, bir sorun çıkması halinde, en önemli hukuki dayanağınız hizmeti alacağınız firmayla yaptığınız sözleşme olacak kanaatindeyim,  bu durumda en baştan ifade etmeliyim ki yapacağınız sözleşmeyi çok iyi inceleyin. Size ne söylenirse söylensin asla okumadan imza atmayın.


özel işsizlik sigortası

Neden Özel İşsizlik Sigortası Yaptırmalıyım?

Önceki (İşsizlik Sigortası)yazıda İŞKUR’un sağladığı işsizlik sigortasının bir üst limiti olduğundan bahsetmiştik. İşsizlik ödeneğini nasıl kolayca hesaplayacağınızı örnekle açıklamıştık. Bu şekilde ödeneğinizin miktarını hesaplayıp bu paranın işsiz kaldığınızda size yetmeyeceğini düşünüyorsanız ek bir kaynak olarak özel sigorta seçeneklerini düşünebilirsiniz. Konu tamamen duygusal($). Bu arada İŞKUR’dan işsizlik sigortası alırken özel sigortadan da faydalanmak mümkün.


Özel İşsizlik Sigortası Şartları?

Sözleşme tarihinden 4ay(120gün) çalışman gerekiyor. Yani en az dört ay daha o işe katlanmak zorundasın. Her işsiz kalan bu parayı alabiliyor mu tabi ki hayır. “Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi.” kuralı burada da karşımıza çıkıyor. Mesela istifa ederek ayrılırsanız sigorta alamazsınız. Hatırlarsanız İŞKUR içinde aynı kural geçerliydi. Hali hazırda İŞKUR’dan işsizlik sigortası almak için geçerli olan kurallar özel sektör için de geçerli ek olarak sözleşme tarihinden itibaren 4ay çalışmak gerekiyor. Prim ve ödemelerle ilgili kurallar seçtiğiniz firmaya göre değişmektedir.


Gelelim en önemli noktaya:

Sigorta firmanızla yapacağınız sözleşme sizin en önemli belgeniz olacak. Dikkatlice incelemeden hiçbir belgeye imza atmayın. Sözleşmenizde özel bir madde var diyelim. Madde ”Fadime işyerine cebinde kabuklu yemişle geldiği için işten atılırsa sigorta ödeme yapmaz.” Bu durumda “Fadime haklı sebep bildirilmeden işyerine kabuklu yemişle geldiği için kovuldu” diyelim bu durumda ne olacak? Fadime İŞKUR’dan işsizlik sigortası almaya hak kazansa bile sigorta şirketinden parasını alamayacak. Onca primi boşuna ödemiş olacak.


İşsizlik zor ve daha zoru hazırlıksız yakalanmak ama hazırlık yaparken dikkatli olmak gerekir. İş arama sürecinde karşılaştıklarım(Banaİş Bul Amca) ile ilgili yazdığım yazıyı okuyanlar bilir bende işsizim. Bu yüzden son olarak size bedduam “hiç işsiz kalmayın emi.”

Bu arada insan kaynaklarının konusunu teşkil eden meselelerde daha sık yazmaya çalışacağım. Takipte kalın :)

İşsizlik Sigortası Ve Başvuru Süresi


Bu yazıda mümkün olan en kısa şekilde İşsizlik Sigortası, İşsizlik Sigortası Başvurusu Nasıl Yapılır? İşsizlik Sigortası Başvuru Süresi, İşsizlik Sigortası Ne Kadar? İşsizlik Sigortası Nasıl Alınır? Gibi konuları aydınlatmaya çalışacağım. Hukuk ve mevzuatla ilgili konular olduğu için bu yazıdan sonra yapılacak değişiklikler için uyarın lütfen. 

İşsizlik Sigortası Nedir?

İşsizlik sigortası bir işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybını belli süre ve ölçüde karşılayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren zorunlu sigortayı, ifade eder.


İşsizlik Sigortası Başvurusu Nasıl Yapılır?

Sigortalı işsizin, bu maddede belirtilen ödeme ve hizmetlerden yararlanabilmesi için işten ayrılma bildirgesi ile birlikte hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğüne(İŞKUR)  doğrudan veya elektronik ortamda başvurması gerekir. 
Özetle ister İŞKUR’un internet sitesinden, isterseniz herhangi İŞKUR’a giderek doğrudan başvurunuzu yapabilirsiniz.

İşsizlik Sigortası Başvuru Süresi Ne Kadar?

Hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz(30) gün içinde başvurmanız gerekir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülür.


İşsizlik Sigortası Ne Kadar?

Aslında İşsizlik Sigortası Kanunu, kanunda geçen parasal ödemeleri “İşsizlik ödeneği” olarak tanımlamıştır. Yani kanuna göre doğru soru şudur: İşsizlik Ödeneği Ne Kadar?
Ödeneğin miktarı ise sizin ücretinize göre değişiklik göstermektedir. 
Kanuna göre günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkı(%40) olarak hesaplanmaktadır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini(%80) geçememektedir. Yani güncel asgari ücretin bürüt tutarının yüzde sekseni(%80) bizim alabileceğimiz en fazla işsizlik ödeneği miktarıdır.

Gelin bir örnekle açıklamaya çalışalım.
Güncel asgari ücret 2.000 lira olsun bizim maaşımız ise 10.000 lira aslında biz maaşımızın %40 yani 4.000 lira işsizlik ödeneği almalıydık. Asgari ücretin(2.000) yüzde seksenini(%80) hesaplıyoruz 2.000’in yüzde sekseni 1.600 bu durumda bizim alabileceğimiz işsizlik ödeneği miktarı 1.600 oldu. Gördüğünüz üzere para cücük kadar kaldı. Bu örnekteki asgari ücretli ne kadar işsizlik ödeneği alacak? 2.000/100=20 ve 20*40=800 lira.
Bütün bu hesapları yaparken son 4 aylık prime esas kazançları dikkate aldığımızı unutmayın. 


Eğer hesap sonucu çıkan para bana yetmez diyorsanız özel firmaların sağladığı bir işsizlik sigortası türü de mevcut. İşsizlik sigortasına ek gelir olarak düşünülebilir. Özel işsizlik sigortası hakkında (Özel İşsizlik Sigortası Almadan Önce) yazıma da bir göz atmanızı tavsiye ederim.

İşsizlik Sigortası Nasıl Alınır?

İlk işsizlik ödeneği ödemesi, ödeneğe hak kazanılan tarihi izleyen ayın sonuna kadar yapılmaktadır. Sigortalı işsizler, TC Kimlik Numaralı Nüfus Cüzdanı ile birlikte her hangi bir PTT şubesine başvurarak işsizlik ödeneklerini alabilirler.

İşsizlik Sigortası

Ek bilgi: SGK'lı Bir İşçinin İşsizlik Maaşı Alabilmesi İçin

Yukarıda işsizlik sigortası alınması için "herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara" ifadesini kullandık. Bu ifade eksik kalmış. Sigortalı işten ayrılış bildirgesindeki ifadeyi kullanmak daha doğru olacak. Burada SGK işten çıkış kodları 4.maddeye gönderme yapılıyor. 

Bu durumda SGK'lı bir işçinin işsizlik maaşı alabilmesi için "Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi" gerekmektedir. İlk ifademizde "belirsiz süreli iş sözleşmesi" kısmı eksikti.

Ek bilgi kısmına değerli yorumlarıyla katkıda bulundukları için sayın Gökhan TEKİN'e çok teşekkür ederim.

Kaynaklar; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu (1999), İŞKUR

Uluslararası İşçi Filmleri Festivali İzlenimlerim


Her yer festival her yer direniş!

9. İşçi filmleri festivali “Her yer festival her yer direniş!” sloganıyla 12-15 Aralık’ta Kocaeli’nde. Festival benim için sırılsıklam başladı diyebiliriz. 18:00’de Cumhuriyet parkından başlayan festival yürüyüşüne katılmayı istesem de yağmur ve iş çıkışı trafiğinin de etkisiyle katılamadım. Aslında Kocaeli’nde işçiler eylemlerini genelde başka bir noktadan başlatır ama “Her yer festival her yer direniş” diyen bir festivalin Haziran’da “direniş parkı” görevi yapmış bir noktayı seçmesi slogana sahip çıktıklarının bir ifadesi olsa gerek.


İşçisiz işçi filmleri festivali

Yürüyüşü kaçırsam da açılışa yetişmek için hızlıca açılış noktasına gittim haliyle de erkenden oradaydım. Uluslararası işçi filmleri festivalinde ilk görmek istediğim elleri nasırlı, ellerindeki çatlaklar yağla dolmuş, mümkünse bıyıklı abilerdi ve yine hem evde hem fabrikada bütün yükü omuzlamaktan yorgun düşmüş ablalar. İkisini de göremedim. Zorlasam bir elin parmakları kadar işçi sayabileceğimi sanmıyorum. En büyük hobileri fraksiyonlara ayrılmak olan solcu gençler vardı çokça. Sürekli sorgular gözlerle bakmaları gerçekten rahatsız edici. Sivil polis mi lan bu? Bunlar geçen çay ocağında kurduğumuz yeni örgütten üç gün sonra, daha yenisini kurup ayrılanlar mı?


Neyse tüm bu hengame arasında neyse ki festival başladı. Öncelikle şunu ifade etmem gerekir. Bu sponsorsuz, ödülsüz, reklamsız, biletsiz bir festival. Dolayısıyla o kadar samimi, amatör, duygusal bir festival ki bunu sunucuların ses titremelerinden ya da “gönüllü aranıyor!” diye bağıran arkadaşın telaşından anlıyorsunuz.


Vendetta maskeli biri ve kırmızılı kadın programı birlikte sundular. Açılış başta gezi direnişi olmak üzere direniş şehitlerine saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşuna sol yumruğu havada katılanlar oldu ama bir zafer işareti ya da bozkurt yapan göremedim. Oysa gezinin en anlamlı olduğu sahneler hep Türkçüler ve Kürtçülerin birlikte durduğu sahnelerdi. Aslında bütün karşıtlıkların eridiği sahnelerdi Gezi. Anlaşılan direnişin mirası sol yumrukta kalmış, biraz sahipsiz. 

İşçi filmleri festivali izlenimlerim


Arzu Çerkezoğlu’nun konuşması inanılmazdı.

Açılış sendikalı oldukları için işden atılan işçilerin çadırına canlı bağlantıyla devam etti. DİSK genel sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun konuşması inanılmazdı.  Şöyle ki hep bir açık aradım “şimdi türbanlılara laf edecek” etmedi, “hükümete oy verenlere bir şey diyecek” demedi. Hükümetin politikalarını ve sermayeyi o kadar güzel eleştirdi ki inanamadım. Böyle başarılı bir konuşma uzun süredir dinlememiştim. Sadece tek bir yerde tekledi konuşması oda siyasilerin bindiği lüks otomobillerin markalarını söylerken. İşçi temsilcisi olarak lüks otomobil markalarını bilmemesi ayrıca önemli diye düşünüyorum.  


Arzu Çerkezoğlu’nun konuşmasını pandomim gösterimi takip etti. Özgürlük, Kobani, Çocuk Mahkumlar ve Silikozis Hastalığı konularında 4 ayrı gösteri diyebiliriz. İlk gösterisi yani özgürlük benim en beğendiğim oldu. Pondomimin ardından müzik dinletisi geldi. Zaten solcu arkadaşların müzik, özellikle bağlama konusunda gelenekten gelen bir yetenekleri var bunun yanına iki güzel sesde eklenince bir ara film festivalinde olduğumu unutup konserde gibi hissetmeye başladım.


Son olarak açılış gösterimi “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” belgeseliydi. Elbette belgeselden burada bahsetmeyeceğim belki başka bir yazının konusu ama izlemenizi tavsiye ederim.


Ayrıca Kocaeli’de festival daha yeni başladı cumartesi ve pazar gösterimler yoğun olarak devam ediyor. Programa burada ulaşabilirsiniz.

Bide Festival sadece Kocaeli ile sınırlı olmayacak birçok ili geziyor. Web sayfasından ilinizle ilgili programı takip etmeniz mümkün. İstanbul programı açıklanmış bile.

Bana İş Bul Amca

İş aramaya başlama süreci özgüven depolayarak çıkılan bir yoldur. O güne kadar edinilen birikimin de verdiği destekle insan, dünyayı değiştiren kişi olmaya adaydır artık. Zor ve stresli bir yol kalmıştır nihai hedefe varmaya. O yol ne pahasına olursa olsun geçilecek ve emekler artık meyvasını verecektir. Falan filan...

Hikayenin eğlenceli kısmı bu yolun virajlarında saklı aslında. İşe girmek uğruna yapılanlar artık tam zamanlı bir işten daha uzun süren uğraşlar gerektirmekte; diplomalar, yüksek lisanslar, eğitim programları, kurslar, sertifikalar, projeler derken gelip dayandığı noktanın "-Musta leen! bizim gızın gomşusu varya Iraz. He onun bi olu varımış.  Bi işe gatıver onu. Çocuk bek efendi deyola. Senin müdüre bi deyiver hele." olması mantıklı gelmiyor değil mi?

Her gururlu yeni mezun bu anlattıklarımı komik bulacak ve kale almama eğilimi sergileyecektir. Ee tabi yıllarca okul okumuş ve hep aktif olarak hayatın içinde bulunmuştur. Doğal yollardan iş bulmalıdır. 

Önceleri pek üzerine düşmez bu durumun, internetten bir iki ilana göz atar. Göz atılan ilanların sayısı çoğalır zamanla. Daha çok başvuru. Daha çok "Sayın Yeni Mezun, İlanımıza  başvurduğunuz için teşekkür ederiz! İhtiyaç halinde başvurunuz değerlendirilecektir." cevabı. Derken "yaratıcı CV" diye bişey keşfeder bizim yeni mezun. En yaratıcısını o hazırlar ve başlar insan kaynaklarının kapısını çalmaya. Bir çoğu internetten başvuru kabul ettiği için geri çevirir. Konuşabildikleri ise "askerlik sorar, bir kaç dilde seslenir" bizim yeni mezuna. Gel zaman git zaman umudu iyiden iyiye tükenen yeni mezun bir arkadaşının çalıştığını öğrenir. Arkadaşına hemen sorar "sen nasıl iş buldun?" aldığı cevap ilaç olacaktır derdine. Arkadaşı "ben bulmadım ki" der, "babamın bi tanıdığıymış okuldan gelince hemen başladım".

bana iş bul

Bizim birikimli, donanımlı, güncel gelişmelerle iç içe, aktif, öğrenme odaklı, işiyle ilgili teorik bilgilere hakim yeni mezun da tutar kahvehane yolunu. 
Emeklilikten emekli olmuş amcaların, tozlu telefon defterlerinden medet ummaya.

-Bana iş bulur musunuz?
-Bana uygun bir iş var mı acaba?
-Amca, benim hiç işim olmadı size iş diyebilir miyim?

Peşin cevap: Kurumsal firmalarda tanıdıkla işler yürümez diye düşünüyorsanız. Orada çalışanlara sorun. Sektörlerinde lider diyebileceğimiz firmaların genel müdürlüklerine varana kadar tanıdıkla işlediğini bilipte söyleyenimiz yoktur herhalde. 

Not1: Referans ile karışmasın, bahsettiğim ilişkiler referansın kapsamının yanından geçmez.

Not2: İş arama süreciyle ilgili sadece tek bir virajdan söz edilmiştir. Umarım başka eğlenceli virajlardan da konuşuruz zamanla.

Not3: Yazıda geçen şive uydurmadır.


En Önemli Not: 

Bende iş arıyorum bende. 

CV'im var şuan elimde. 

İşe girmek isterim. 

Alım yok hiç bi yerde.



Açlıktan oluyor böyle şeyler. :) Kusura bakmayın. Son dörtlükten sonra bir çoğunuzun gözünde bu bloğun bittiğini biliyorum. :) Bu farkındalıkla satırlarıma son verirken iş tekliflerinize açık olduğumu bir kez daha vurguluyorum. :)

Arabesk repten gayrı dinlemeyen dostlara bilgilendirme, sözler Ferdi Tayfur'un "Bende Özledim" isimli eserinden uyarlanmıştır.

Soma: Unutuyoruz Ve Ölmeyi Bekliyoruz

Soma’nın Sorumlusu: Toplumsal Hafıza
Soma madenlerinde yitirdiklerimizin üzerinden henüz bir ay bile geçmedi. Özellikle kurtarma çalışmalarının sürdüğü günlerde toplumsal duyarlılık had safhaya ulaştı. Örneğin; kurtarma çalışmalarına katılan gönüllüler, gönüllü psikologlar, yardım kampanyaları, özel şirketlerin ücretsiz hizmetleri, bankaların kredi ertelemeleri vb. 

Kurtarma çalışmaları noktalandıktan sonra süreç her zaman ki gibi işledi. İlk günlerde yapılan onca haber, analiz ve televizyon programının yerini, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek “Soma Özel” haberleri aldı ve toplum Soma’yı unutmaya başladı. Bir ay sonra hepimizin hafızasında belki birkaç Soma anısı kalmıştır. Bir internet sayfasında şöyle yazıyordu: “Bir adam öldü.” demek kolay. Bir de “Babam öldü.” demeye çalış.

Belki biz unutmasaydık Soma’da çocuklar kimseye “Babam öldü.” Demek zorunda kalmayacaktı. Üstümüze düşeni yapsaydık “Soma” benzeri acıları yaşamayacağımız unutulan acılarımız;

toplumsal unutkanlık

• 1983 Armutçuk grizu faciası: 7 Mart 1983 tarihinde Zonguldak'ın Armutçuk beldesindeki taş kömürü ocağında meydana gelen grizu patlamasında 103 işçi yaşamını yitirmiştir.
• 1990 Amasya grizu faciası: 7 Şubat 1990 tarihinde Amasya'da, Yeni Çeltek Kömür İşletmesi'ne ait maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 3 işçi yanarak 65 işçi ise göçük altında kalarak hayatını kaybetmiştir.
• 1992 Kozlu grizu faciası: Türk madencilik tarihinin en büyük felaketlerinden birinde, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak'ın Kozlu ilçesindeki taş kömürü ocağında meydana gelen zincirleme patlamalarda 263 madenci yaşamını yitirmiştir.

Son yıllarda olan maden kazarından örnekler;

• 10 Aralık 2009 tarihinde Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki maden ocağında, 19 işçi grizu patlaması ile oluşan göçük sonucunda hayatını kaybetmiştir.
• Odaköy maden kazası: 23 Şubat 2010 tarihinde Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'de, toplam 47 kişinin çalıştığı maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 17 kişi ölürken 30 kişide yaralanmıştır.
• Karadon maden kazası: 17 Mayıs 2010 tarihinde Zonguldak'ta, Karadon Taşkömürü İşletme Müessesesi'nin işlettiği kömür madeninde grizu patlaması ve oluşan göçükler sebebiyle 30 kişi hayatını kaybetmiştir.

Aynı yerde tekrar kaza!
• 8 Ocak 2013 tarihinde Zonguldak'ın Kozlu ilçesinde, Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait kömür ocağında metan gazı patlamasının yol açtığı göçük sebebiyle 8 işçi hayatını kaybetmiştir. Tesiste daha önceleri de kaza olmuş, kayda geçen en büyük facia ise 263 işçinin yaşamını yitirdiği 1992 yılında yaşanmıştır.

Bütün bu yaşananlara karşı hiçbir önlem almayan devlet, devletten düzenleme talep etmeyen toplum, topluma yön veren aydınlarımız ve medya her iş cinayetinde bizim de payımız olabilir mi? 

Birgün gazetesinde, “Organize Bir Suç Olarak Soma Katliamı” başlıklı çok ses getiren yazısında Doç. Dr. Aziz Çelik, Katliamı hazırlayan ve seyreden devlet, hükümet, sendika ve medyayı asıl sorumlular olarak nitelendiriyor. Çelik’in medyaya yönelik şu ifadesi ise adeta unutan ve kulak tıkayan tüm topluma yönelik bir serzeniş niteliğindedir:
“Bu yüzden bu katliamda dolaylı sorumluluğu olanlardan biri de işçilerin feryatlarına kulaklarını kapayan ve Soma A.Ş. örneğinde olduğu gibi şirketlerin başarı öykülerini anlatmakla bitiremeyen anaakım medya ve onun ekonomi sayfalarını yönetenlerdir.”(Aziz Çelik, Organize Bir Suç Olarak Soma Katliamı, Birgün)

Çelik’in devlet-hükümetin denetim sorumluluklarını işlediği “iş sağlığı ve güvenliği” ile ilgili bölümdeyse “iş sağlığı ve güvenliği ve denetim” ile alakalı önlemlerin alınmadığı hatta bu konunun kamuyu yönetenler tarafından önemsenmediği çarpıcı ifadelerle ortaya dökülmüştür:

“Hükümet’in bir diğer sorumluğu iş hayatının denetimi konusunda ortaya çıkmaktadır. Madenlerin denetimi konusunda iki bakanlık sorumludur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Çalışma hayatının denetiminden devlet sorumludur. Bu hukuksal bir zorunluluktur. Devlet bu görevden kaçınamaz ve bunu devredemez. Devlet yurttaşlarının can güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.

Ancak çalışma hayatının denetimi konusunda tam bir sefalet yaşanmaktadır. Öncelikle 1,5 milyondan fazla işyerinin denetimi için sadece 585 iş müfettişinin olduğunun altını çizmek lazım. Çalışma hayatının etkin denetimi bu kadar sınırlı müfettişle mümkün değildir. 260 bin polisin olduğu bir ülkede 585 iş müfettişi devletin önceliği konusunda bir fikir vermektedir.

Öte yandan denetim konusunda işverenlere getirilen yükümlülükler işlevsiz kalmaktadır. İşverenlerin çalıştırdıkları işyeri hekimleri, iş güvenliği mühendisleri ve uzmanları, işletmenin ücretli çalışanıdır. İşverene bağımlı, iş güvencesi olmayan bu çalışanların etkin bir denetim yapması ve bunu raporlaştırması imkansızdır. 6331 sayılı yasa ile öngörülen Ortak Sağlık ve Güvenlik (OSG) Birimleri ise işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Para karşılığı yapılan bu denetimlerin etkin olacağını düşünmek için saf olmak gerekir. Hiçbir işletme işleri sıkı tutan bir yerden işçi sağlığı hizmetini satın almak istemeyecektir. Özetle işçinin sağlığı piyasaya bırakılamaz. Kamusal bir denetim ve işçilerin kendi denetimi (sendikal denetim) şarttır. Devlet, Hükümet, bakanlıklar, idare tüm bu nedenlerle organize katliamdan sorumludur.” (Aziz Çelik, Organize Bir Suç Olarak Soma Katliamı, Birgün)

Artık önümüzde iki yol vardır: Ya toplum olarak Soma’da yaşanan acıları “kader” diye nitelendirip unutacağız ve “sessizce bir iş kazasında ölmeyi bekleyeceğiz” ya da konuya olan duyarlılığımızı sürdürüp, meselenin üzerine gidilmesi için çaba sarf edeceğiz: zorunlu iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulanması için elimizden geleni yapacağız. 


Ben bu yazıya başladım ve bitirmeden yeni bir iş cinayeti işlendi.

“Kartal'da 16 katlı inşaat iskelesinden düşen üç işçi hayatını kaybetti.
İddiaya göre inşaatın 16. katında çalışan işçiler Hasan Doğan (53), Salih Karayalı ve Sinan Doğan (22) iskelenin çökmesi ile 16 kat aşağı düşerek beton zemine çakıldı.”( Bianet, 31 Mayıs 2014)

Biz ne zaman iş cinayetlerine “dur” diyeceğiz? Ne zaman unutmak yerine önlem almayı, “Bir adam öldü” demek yerine “Babam öldü” demeyi tercih edeceğiz?

Neden Çalışmak İstemiyorum

Neden çalışmak istemiyorum?
Neden ders çalışmak istemiyorum?
Neden bir işte çalışmak istemiyorum?
Neden bu işte çalışmak istemiyorum?

Benzer soruları sıkça düşünürüz, tartışırız. Bu soruları çoğu zaman çözüm için sorarız. Psikoloji bilimi sırf bu soruna cevap bulmak için çalışan uzmanlar yetiştirmiştir. Çalışmak için motivasyon sağlamak başlı başına bir bilim dalı haline gelmektedir. Bizi ateşli bir çalışana dönüştürecek bir aspirin icat edilmediği sürece bu soruları sormaya devam edeceğiz ya da “çalışmak istiyormuş” gibi yaparak  “mutluluk maskeleri” takacağız.

Tek bir amaç için cevap arıyoruz. Sorunu çabucak çözmek istiyoruz. Çalışmak istememek bir sorun mu? Bu yazıda çalışma kavramına derinlemesine bakmaya çalışacağız. Size aspirin vermeyeceğiz ama neyle karşı karşıya olduğunuzu ve yalnız olmadığınızı ifade etmeye çalışacağız. “İsteksizliğinizin haklılığına dayanak oluşturma” muzipliğini hedefleyeceğiz.

Çalışma Kavramına Etimolojik Bakış

Çalışma kavramına etimolojik açıdan bakıldığında,batı dillerinde “çalışma” anlamına gelen “travail”, Latince işkence aletini ifade eden “tripaliun”dan türediği görülür. Romalıların ve Yunan uygarlıklarının kullandığı “labour” sözcüğü de “zahmet”, “yorgunluk” ve acı gibi anlamlar çağrıştırmaktadır(Wrenn, 1964, s.25). Dolayısıyla, çalışma kavramı, yabancı dillerde kullanıldığı şekli ile etimolojik yapısı incelendiği zaman, anlam olarak sıkıntı ve acı kelimelerine karşılık gelmektedir(Lordoğlu vd., 1999, s.1.).

Çalışmak istemiyorum

Tarihsel Perspektifte Çalışma Kavramı

İlkel Toplumlarda Çalışma

Bu dönemde çalışma ve toplumsal hayat arasında gerçek bir işbirliği vardır. Bu yaşam biçiminde çocuklar, yiyecek toplamada kadınlara yardım ediyor, erkekler avlanıyor, yaşlılarsa yönetiyor ve denetliyordu(Aydoğan, 2000, s.32).


Köleci Toplumlarda Çalışma

Bu dönemde çalışma, çalışarak bir mal ve hizmet üretme, özgür insanlar için aşağılayıcı bir uğraş olarak ele alındığı için, üretim, köleler, tutsaklar ve halkın aşağı ve hor gördüğü kesimlerce gerçekleştirilmekteydi(Bozkurt, 2000, s.18).


Feodal Toplum Düzeninde Çalışma

Bu dönemde Antik Çağ’ın köleleri serfleştirilmiştir denebilir(Marks-Engels, 1992, s.52). Serfler mal değildir,alınıp satılamaz ancak üzerinde yaşadığı toprağa ve toprağın sahibine bağlıdırlar ve toprağı işlemek ve ekip biçmekle sorumludurlar.


Çalışmayı Olumsuzlayan Düşünürler

Paul Lafargue

Lafargue, aşırı çalışan ve giderek yoksullaşan işçilere tepkisini şu şekilde göstermiş ve çalışmaya karşı hırsını gözler önüne sermiştir( Lafargue, 1996, s.30):
“Çalışın, çalışın proleterler, toplumsal serveti ve kendi yoksulluğunuzu  artırmak için çalışın. Çalışın ki, daha da yoksullaşarak daha çok çalışmak ve yoksullaşmak için bir takım nedenleriniz olsun.”


Erich Fromm

Sermaye sahibi, tıpkı bir makinayı “kullanır” gibi bir başka insanı kullanır. Her ikisi de, ekonomik çıkarlar peşinde birbirlerini kullanırlar(Fromm, 1996, s.105). Fromm, insanın yaşamını sürdürebilmesi için bildiklerinin ve yapabildiklerinin yeterli olmadığını ifade etmiş, başarıyı büyük ölçüde insanın kişiliğini ne ölçüde iyi sattığına bağlamıştır.


André Gorz

Çalışmadan çok çalışma sürelerinin kullanımına yönelik düşünceleriyle bilinmektedir. Gorz, “sosyal çalışma” süresinin azaltılmasından yana olup, “kimse mesleğini günde ortalama dört saatten fazla yapmasın” düşüncesini ileri sürmüştür(Gorz, 1985, s.116). Böylelikle kalan zamanlarda bireyler, kendi kendilerinin işlerini yapabilecek zamana sahip olacak hatta kendilerini geliştirme fırsatı bulabileceklerdir.


Görüldüğü gibi "çalışmak istememek" sizi sorunlu bir birey yapmaz. Sorun belki de çalışmanın kendisi.





Kaynak: Keser, Aşkın; Çalışma Psikolojisi, Ekin Yayın, Üçüncü Basım, Bursa, 2012.
Kitapla İlgili Not: Aşkın Hocanın “Çalışma Psikolojisi” kitabı çalışma hayatına ilişkin bir başucu kitabıdır. Hem ciddi bir kaynak olması hem de kolay anlaşılır olması nedeniyle her fırsatta açılıp bakılası bir kitaptır. Almak isteyenler pek çok yerden temin edebilirler.

Soma: Sen Hâlâ Ölmedin mi?

Soma’da dünden beri rakamlar ölüyor. İlk 20 dediler. Bu cümleyi yazarken öldürülen madenci sayısı 274.

Evet sayın okuyan doğru duydun bu bir sabotaj, kaza değil. Azmettirenler Ankara’da. Katiller holding binasında.

Azmettirenler; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Muhalefet partisi başkanları, Milletvekilleri, 2004’te taşeron yasasında imzası olanlar, Taşeron yasasına el kaldıranlar, Gerektiği kadar itiraz edemeyenler, Kazaları önlemek için yeterince denetlemeyen müfettişler, Yasal boşluklarla ilgili siyasileri uyarmayan hocalar, Siyasileri alkışlamaktan işlerini yapmayan yüksek bürokrasi üyeleri…
1945 yılında çıkarılan İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu’ndan bu yana ölen ve sakat kalan işçilerin rakamlarına ilgisiz kalan bizler de azmettirenleriz.

Katiller; Daha fazla para için her şey mübah diyen patronlar, yükselmek için sadece kâra odaklı müdürler…

Soma sorumlular

O işçileri sen öldürdün sayın okuyan!

1945’den beri bu konuda tek bir ses çıkarmadıysan sen katilsin!

Bunlardan hangisine dur dedin?
> 1946'dan 2010 yılına kadar "iş kazaları" sonucu ölen işçilerin sayısı tam 59.300’e ulaşmış durumda. (Doç. Dr. Aziz ÇELİK, T24)
> İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin raporuna göre, 2013 yılında (26 Aralık itibarıyla) en az 1203 işçi yaşamını yitirdi.Yaşamını yitirenlerin 59’u çocuk işçi, 101’i kadın işçi.(Bianet)
> 5 Mayıs 2014’e kadar yılın ilk 4 ayında 396 işçi yaşamını yitirdi. (Bianet)
> İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine dayanarak verilen bilgiye göre, Türkiye , iş kazalarında Avrupa birincisi. Verilere göre, 2000-2012 yılları arasında Türkiye’de toplamda 12 bin 686 işçi kazalarda hayatını kaybetti. (Radikal)
Üstelik bu veriler sadece kaydı tutulabilenler. İstihdamın yaklaşık yarısının kayıtsız olduğu ülkemizde, kayda geçmeyen vakaları tahmin etmek mümkün değil.

“Takdir-i ilahi” mi desek? “Kader” mi?

Bu kader Almanya’ya uğramaz mı? Sayın okuyan.
Almanya da 1983’den 2013’e kadar maden kazalarında 3 işçi ölmüş.
Türkiye’de 1983 ile 2013 arası maden kazalarında 1378 işçi yaşamını yitirmiş. (Posta)

Katili göre göre susmadık mı?
Kıydığı canlara kulak tıkamadık mı?
Siyaseti bu konuyu düzenlemesi için uyardık mı?

Sabır diliyorum sayın okuyan.
Tüm yurtta sabır.
Kendi babamız ölene kadar sabredelim!
Kendi kardeşimiz ölene kadar sabredelim!
Biz en iyisimi kendimiz ölene kadar sabredelim.
Ne yapalım takdir-i ilahi. Bu işin fıtratında var.
.
.
.
Sen hâlâ ölmedin mi?
Sessizce bekle.

Hepimiz Gerizekalıyız

Efenim inanmayacaksınız ama gerçekten şahit olduğum bir durum üzere ifade etmeliyim ki: üzerine oturulan bazı koltuklar diğer insanların gerizekalı görünmesine neden oluyor. 

Bakın nasıl oluyor;

Biz Ak Parti’ye oy veren seçmenler olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler üç beş kendini bilmezin “Oy pusulasına Esma yazın.” sözüne aldanıp hepimiz Esma yazacaktık ki son anda süper zekalı genel başkanımız bizi uyardı da onun sayesinde pusulaya yazı yazılmayacağını öğrendik.

Biz CHP’ye oy veren seçmenleri bir kenara bırakın CHP Antalya milletvekilleri olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler Antalya’da doğru adayın kim olduğunu, halkın kimi isteyip istemediğini falan nereden bileceğiz efenim? Tabi ki genel merkezde bulunan süper zekalı partililer daha iyi bilir.

“Ouokl..! artık siyasetten mide fesadı geçireceğim” diyenlere gelsin, biz diğer gerizekalılar;

Biz üniversite hocaları olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler hayatımız boyunca okuruz, yazarız, konuşuruz amma Neyi? Ne zaman? Nasıl? Yapacağımızı kat'a kestiremeyiz. O yüzden başımızda bir büyüğümüz olan YÖK hazır bulunurda biz yol yöntem bilmezlere süper zekalı kurumumuz YÖK yön verir. Yoksa maazallah sapıtıveririz. 

Biz sanatçılar yok mu? Biz sanatçılar olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler yıllarca tek kişi bile izlese diye düşünerek Tiyatro, Bale, Opera gibi sanat dallarını yeşertmeye çalıştık. Bunu azda olsa devlet desteğiyle yaptık ama farkına vardık ki devletin tüm parasını sıfırlamışız efenim. O yüzden değerli meclis,  TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu)kurulması  için bi çalışma başlattı da rahatladık. Bundan böyle hangi sanatın devam edeceğine karar verirken iki önemli nokta olacak 1- Kazandığı para(Örneğin: Recep İvedik Balesi, Sabit Kanca Operası) 2- TÜSAK’ta çalışan 11 tane memur(Örneğin: Trt1, Trt2, Trt3, Trt4, Trt5, Trt6, Trt7, Trt8, Trt9,… Trt forever!). Neyse efenim özetle artık sanatla ilgili karar veren 11 süper zekalı memurla “sanatta durmak yok yola devam” diyoruz.


hepimiz gerizekalıyız
Hunisiz Girilmez

“Her cuma bir film sallıyorum, Google’a gir, örneğin Komedi filmleri, Yerli komedi filmleri  bilmem ne diye search yap hepsi çıkıyor. Oradan beğen bir tane salla gitsin. Bu filmler iyi makara.” diye bu konuya da kızıyorsanız, gelelim biz diğer gerizekalılara.

Biz internet kullanıcıları olarak gerizekalıyız. Çünkü bizler kendimize hangi sitenin zararlı olduğunu hiç bilemedik hatta bırakın efenim siteyi, Twitter’da kimi takip edeceğimizi Youtube’de neyi izleyeceğimizi bile kestiremeyiz. Bizler her atılan tweete inanan aciz kullar olarak kendi çocuğumuzu, ailemizi internetin zararlı sitelerinden korumamız gerektiğinden de bihaberiz. Dış güçlerin mihrak mihrak kol gezdiği bu internette bize doğruyu gösterip yanlışlardan men eden süper zekalı TİB yetkilileri olmasa halimiz nicedir.

Biz kadınlar olarak gerizekalıyız. Çünkü biz kadınlar kürtaj karırı vermenin ne demek olduğunu bilmezken, nasıl giyinmemiz gerektiğine karar veremezken, eğitim alamazken, çalışma hayatına giremez velev ki girdik cam tavanlarla üzerimiz örtülürken nasıl olurda üç tane büyük şehirde belediye başkanlığını kazanırız. Efenim bu tabi ki bizlerin elimizin hamuruyla olacak iş değil. Biliyoruz ki bu başarı partilerimizde görev yapan tüm erkeklerin bizlere bir lütfu. Bu yüzden bize bunu bahşeden Ak Parti, CHP ve BDP’li süper zekalı erkeklere teşekkür ederken. Tüm yurtta üç kadının büyük şehir başkanı olmasını haber yapan basın mensuplarına da itidal çağrısında bulunuyoruz. Endişe etmeyin! Süper zekalı erkeklerin yardımıyla elimizden geleni yapacağız.

“Yav he he.” Diyenlere gelelim son gerizekalıya.


hepimiz gerizekalıyız
Biz bu yazıyı yazanlar olarak gerizekalıyız. Çünkü biz yukarıda bulunan her bir harfi sanki o koltuklara yapışmışcasına yazdık. “Biz” diyerek sizden göründük ama hep kendi bildiğimizi okuduk. Dolayısıyla bu yazıdaki her bir satır bize şunu haykırdı: 
Üç cümleyle insanlara akıl verebileceğini sanan süper zekalı yazar. 

Tek bir gerizekalı var oda sensin!

Hep sendin.

Taşerona Son Müjde: Kölelik


Taşeron konusunda her gün medyamız “müjde” ile başlayan başlıkları gözümüzün içine sokmaya devam ediyor.”Yav bu taşeron ne mübarek bir şey?” diyesi geliyor insanın.Gerçekten mübarek bişey olduğu doğru ama bir patronun tanımıyla “Siz varoş işçiler.” (Ç.Ö.) için değil,yüce patronlar için mübarek vesselam.

Netice de bu medya denen şey de patronların mülkü.Senin,benim gibi varoş(!) için haber yapacak değiller ya.Hadi bunu zaten biliyoruz ,medya her zaman patronların borazanıdır, ama bizim de kıymetli oylarımızla seçtiğimiz vekillerimiz var.”Onlar kesin bir şeyler yapar,bizi köle edecek değiller ya.” diye düşünüyorsanız,size medyadan haber var:”MÜJDE…!”

taşerona son müjde kölelik

İşte tamda medyanın bu konuda toz pembe süslediği haberler kafamızı meşgul ederken “Gerçekte neler oluyor?” diye bir soru kafanızı meşgul ediyorsa bu yazı da değerli Aziz Çelik hoca konuyu enine boyuna değerlendirmiş.


10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron cumhuriyeti' müjdesi!

1) Taşeron (Alt İşveren) Uygulamasının Boyutları Nelerdir?

Taşeronun gerçek boyutlarını ortaya koyacak sağlıklı istatistikî veriler yok. Ancak Türkiye’de 1980’li yıllarda artmaya başlayan taşeronluğun, AKP döneminde tam bir patlama yaşadığı biliniyor. Bakanlık açıklamalarına göre 2002 yılında 358 bin olan taşeron işçi sayısı günümüzde 1,7 milyona ulaşmış durumda.

Özellikle işgücünün kolay ikame edilebileceği alanlarda daha hızlı bir taşeronlaşma yaşanmakta. Öncelikle özel sektörde başlayan taşeronlaşma zamanla kamuda da yaygınlaştı. Kamuda alt işveren, hizmet alımı gibi adlar altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmeye başlandı. Kamuda özellikle eğitim ve sağlık sektöründe ciddi boyutlara ulaştığı bilinmekte. Hizmet ve lojistik sektörlerinde daha hızlı büyümekte ancak doğrudan ana mal ve hizmet üretiminde de yaygın.

2) Taşeron (Alt İşveren) Konusunda Mevcut Yasal Düzenleme Nedir?

İş Yasasının 2. maddesine göre asıl işin bir bölümünde alt işveren çalıştırılabilmesi “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler” gibi üç koşulun bir arada var olmasına bağlıdır. Fransız yüksek yargısının içtihatları arasında da yer alan bu düzenleme taşeron uygulamasını sınırlamayı amaçlıyor.  Bu üç koşul aynı anda yok ise yargı taşeron işçi çalıştırmayı muvazaa (hile) olarak kabul ediyor ve işçi başından itibaren asıl işverenin işçisi sayılıyor. Diğer bir ifadeyle bu üç koşul bir arada olmadan, asıl iş, taşerona verilirse bu durumda, “muvazaa” (hile) olgusu ortaya çıkıyor. Nitekim bu yönde verilmiş çok sayıda yargı kararı var.

3) Alt İşveren Tanımı Nasıl Değişiyor?

İşverenler uzun zamandır İş Yasasının 2. Maddesinde yer alan bu düzenlemeden hem de dava tehdidinden kurtulmak istiyor. Bakanlık şimdi tam da bunu yapıyor ve asıl işte taşeron çalıştırılmasına olanak sağlayacak yeni bir tanım getiriyor. Bakanlığın önerdiği tanım şöyle: “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin teknoloji veya uzmanlık gerektiren bölümlerinde ya da yardımcı işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçileri sadece o işyerinde çalıştıran işverene alt işveren denir.” Bakanlık bir çırpıda üç ayrı koşulu bir tek koşula indiriyor böylece teknoloji ve uzmanlık gerektiren iş gerekçesiyle asıl işlerde taşeron çalıştırmanın önünde neredeyse hiç bir engel kalmıyor.

Teknoloji veya uzmanlık gerektirmeyen asıl iş neredeyse yok mertebesinde olduğu için, her iş bu gerekçeyle alt işverene verilebilecek. Asıl işte taşeron çalıştırmanın önünde neredeyse hiç bir engel kalmayacak. Bu değişiklik ile Türkiye adeta bir taşeron cenneti haline gelecek ve taşeron uygulamasında patlama yaşanacak.

4) Taşeron Denetiminde İş Müfettişlerinin Yetkisi Neden Kaldırılıyor?

Bakanlık taslağı ile muvazaalı (hileli) taşeron işlemlerine ilişkin denetim ve yaptırımlar zayıflatılıyor. Yasada yer alan “muvazaa” (hile) kavramı “kanuna aykırılık” olarak değiştirilmekte böylece hileli taşeron çalıştırma suçu hafifletilmekte. Öte yandan bakanlık müfettişlerinin muvazaa ve kanuna aykırılık denetimi yapma olanakları ortadan kaldırılmakta. Böylece şimdiye kadar pek çok muvazaalı taşeron çalıştırmayı gün ışığına çıkarmış bakanlık müfettişleri devreden çıkarılmakta.

Bakanlık bağımsız ve bilimsel esaslara göre çalışan uzman müfettişlerden rahatsızlık duymaktadır.

5) Muvazaalı Taşeron Uygulamasının Yaptırımı Nasıl Azalıyor?

Bakanlık taslağında yer alan en dikkat çekici noktalardan biri muvazaanın tespiti halinde işverene uygulanacak yaptırımın değişmesidir. Mevcut uygulamaya göre işverenin hileli taşeron işçi çalıştırdığının tespiti ve bunun kesinleşmesi halinde taşeron işçiler başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılmaktadır. Böylece işçilerin hak kaybı önlenmekte ve hileli işlemler için nispeten caydırıcı bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Bu konuda Dev Sağlık-İş Sosyal-İş ve Yol-İş Sendikası başta olmak üzere çeşitli sendikaların başvuruları üzerine, hastaneler, üniversiteler, madenler ve Karayolları Genel Müdürlüğü gibi birçok kamu kurumunda muvazaa tespit edilmiş ve muvazaa tespiti yargı kararları ile kesinleşmiştir. Ancak yargının bu kararları özellikle kamu idaresi tarafından hiçe sayılmakta ve uygulanmamaktadır.

6) Taslak İş Güvenliği Konusunda Asıl İşverene Yeni Yükümlülükler mi Getiriliyor?

Taşeronlaşmanın en önemli sonuçlarından biri işçilerin sağlık ve güvenliklerine yönelik tehditlerin artmasıdır. Nitekim iş kazalarının taşeron şirketlerde daha yaygın görülmesi bunun önemli bir göstergesidir.  Bakanlık taslağı İş Yasası’nın 2. maddesinde var olan ama uygulamada işlemeyen asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğu hükmünü tekrar etmektedir.

7) Taşeron işçisine yıllık izin hakkı mı geliyor?

Bakanlık bu konuda bir aldatmacaya başvurmakta ve zaten var olan bir hakkı yeni diye sunmaktadır. Taşeron işçiler de diğer işçiler gibi iş hukuku hükümlerine tabidir ve diğer işçiler gibi yıllık izin hakları vardır. Bakanlık bu gerçeğe rağmen “alt işveren işçileri yıllık ücretli izin hakkına kavuşacak” demektedir.  Sanki taşeron işçilerin yasal olarak izin hakkı yokmuş ama şimdi verilecekmiş gibi bir yanılsama yaratılmaktadır.

8) Taşeron İşçisinin Ücreti Güvence Altına mı alınıyor?

Bakanlık taslağına göre ücretlerini tam ve düzenli alamayan taşeron işçilerin tam ve düzenli ücret alması sağlanacakmış. Bakanlık taslağında bu konuda da bir yenilik yoktur. İş Yasası’nın 2. maddesinde var olan düzenleme tekrar edilmektedir. 

Ancak bir yandan alt işveren uygulamasını yaygınlaştırma hazırlığı yapmak, öte yandan ise tam ve düzenli ücret ödenmesinin sağlanacağını iddia etmek gerçekçi ve inandırıcı değildir.

9) Taşeron işçiler kıdem tazminatına mı kavuşuyor?

Bakanlık taslağına göre “Tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir. Bireysel kıdem hesabı sistemine geçilecek ve tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir.” Taşeron işçilerin de yasal hakkı olan kıdem tazminatı bir lütuf olarak sunulmaktadır. Oysa ülkemizde taşeron işçiler için ayrı bir çalışma hukuku yoktur ve onlar da diğer işçiler gibi kıdem tazminatı hakkına sahiptir.

Bakanlık sanki kıdem tazminatı konusunda yasal bir eksiklik varmış gibi yaparak bir taşla bir kaç kuş vurmak istiyor. Konuyla ilgisi olmayan bir biçimde bireysel kıdem tazminatı hesabını gündeme getiriyor. Böylece işçilerin ve sendikaların ısrarla karşı çıktığı kıdem tazminatı fonunu meşrulaştırmak istiyor. Bireysel kıdem tazminatı fonu hesabı kıdem tazminatı sorununu çözmek bir yana daha da büyütecek bir yaklaşımdır.

10)  Geçici İş İlişkisi (Kiralık İşçilik) Ne Anlama Geliyor?

Bakanlık taslağında yer alan bir diğer kritik unsur geçici iş ilişkisi adıyla getirilmek istenen “kiralık işçilik” uygulamasıdır.  Mevcut taşeron sisteminin daha pervasız ve esnek bir uygulaması anlamına gelen “geçici iş ilişkisi” ülkeyi tam bir taşeron cumhuriyetine dönüştürecektir. 2009 yılında Meclis’te kabul edilen ancak sendikaların yoğun tepkisi üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Meclis’e iade edilen kiralık işçilik bakanlığın taslağının önemli unsurlarından birini oluşturuyor.

Kiralık işçilik önerisine göre özel istihdam büroları işçileri geçici olarak bir başka işverene kiralayan ve kendileri asıl işveren olan kurumlara dönüşüyor.  Böylece geçici özel istihdam büroları işçi komisyonculuğu yapan kurumlara dönüştürülüyor. şçi kiralama sistemi ile işçinin ücret, kıdem tazminatı, iş güvenliği, sigorta primi gibi haklarından işveren yerine özel istihdam büroları yükümlü olacak. Ancak on binlerce işçiyi kiralayabilecek olan şirketlerin bu yükümlülüklerin altından nasıl kalkacağı belirsiz. Kiralık işçilik uygulaması “modern amele pazarı” olarak da niteleniyor.

Sonuç: Taşeronda müjde yok hile var

Bakanlık (ve elbette hükümet) Uluslararası Çalışma Örgütü’nün insana yakışır iş (decent work) olarak adlandırdığı güvenceli, kurallı ve sendikalı işler yaratmak yerine güvencesiz ve esnek bir işgücü piyasasını hedefliyor. Bu hedef ülkemizi sosyal bir hukuk devleti olmaktan iyice uzaklaştırarak, bir taşeron cumhuriyetine dönüştürür.

Aziz Çelik,“10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron cumhuriyeti' müjdesi!”,T24 (16.04.2013)

Önemli:

Alıntıdır.Alıntı Aziz Çelik’ten izin alınarak yapılmıştır.

“10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron cumhuriyeti' müjdesi!” başlığından önceki bölüm tarafımdan yazılmış,bu konu Çelik’in bilgisi dışındadır.

Başlık tarafımdan konulmuş Çelik'in bilgisi dışındadır.

Yazının tam metni değildir.Yazı da eksiltmeler tarafımdan yapılmıştır.

Tam metine buradan ulaşabilirsiniz:Tıklayın

İşçi, Emekçi, Çalışan Hangisiyim Lan? Ben?

İşçi,emekçi,çalışan,işgören,insan,amele,kiracı,anne,baba,evlat,arkadaş,yoldaş,kardeş,birey,vatandaş,partili,sendikalı,sendikasız,müşteri,abone,komşu…hangisiyim lan ben?Evet size diyorum ben neyim?Kimim ben?Herkes kendi bildiği yoldan bir şeyler tutturuyor ismimin önüne,sonrada beni “o” sanıyor.

Gerçekten de ne kadar benciliz değil mi?Hepimiz kendi meşrebimize göre bir ön isim veriyoruz insanlara,sonra da öyle olması için beklentiye giriyoruz.Olmazsa vay haline basıyoruz veryansını.Oysa bir kişi hepsi olmayı başarmak zorunda.Bu karmaşanın sonucu da tabi ki çelişkiler yumağı oluyor.


işçi, emekçi

Son zamanlarda hepimiz Thy işçilerinin grevine şahit olduk.Bilmem dikkat ettiniz mi?Konuyla ilgili yapılan yayınlarda kimisi destek verirken çoğusu da işçilere kızıyor.Her konuda karşıtlaşmaya alışkın da olsak ben ilk zaman (daha kötü şartlarda çalışan)işçilerin,Thy’yi haklı bulmasına şaşırmış ve yadırgamıştım.Nasıl olur da bir işçi hem kötü şartlarda çalıştığını bilip,hemde patronlardan yana olabilir?

Şimdi daha net görebiliyorum.O sadece işçi değil aynı zamanda anne,o sadece emekçi değil aynı zamanda baba,o sadece yoldaş değil aynı zamanda müşteri ve aslında o Thy işçilerine kızarken aslında kendi kötü çalışma koşullarına sinirli.”Şunları bir daha işe almasınlar”demiyor”Ben öyle bir iş bulsam eşşek gibi çalışır:kızım arkadaşlarına mahcup olmasın diye daha fazla para gönderirim,ben anneyim”diyor.”Bunlar çok şımartılmış.”demiyor”Asgari ücretten 100 lira daha fazla para alsam değil 12 saat işyerinde yatar 16 saat çalışırım,karıma bulaşık makinası alırım”diyor.”Bir başarılı firma var hemen batırın”demiyor”Yıllarca otobüslerde çürüdüm,tam uçağa binecekken nerden çıktı bu?”diyor.

Tabi ki işçinin işçiye saldırmasını ‘normal’ göstermeye çalışmıyorum.Sadece anlamaya çalışıyorum,o sadece işçi değil.Bahsi geçen yorumların,psikolojik veya sosyolojik boyutu elbette var ama meselemiz anlamaya çalışmak ve en basit yaklaşımları seçmek daha yerinde olur.Konumuzun sınırı Thy’ından ibaret “ucuz işgücüyle marka olunmaz” der biraz açardım,sonra“işçi direnişinin yanındayız!”der konuyu bağlardım.Ama “Thy’rı da neymiş?”diyenler için daha yakınımızdan bir örnekle devam edelim.


Yakın zaman da petrol istasyonunda çalışan bir işçiyle muhabbet etme fırsatım oldu.Konu devletin asgari ücrete yaptığı ilk 6 ay için yüzde 4.1 lik zammı(2013) müdürün performansı bahane ederek kesmesiydi.Yasal olarak müdürün bunu yapamayacağını açıklarken dikketimi çeken:orada çalışan diğer işçilerin pürdikkat ve endişe dolu bakışları oldu.Bakışlar haksızlığa uğrayan işçiye yönelince endişenin boyutları inanılmaz bir hal alıyordu.18 yıllık bir çalışana yapılan haksızlığın sonucu yine haksızlığa uğrayan işçiyi adeta ‘vebalı’ yapmıştı(iş arkadaşlarının gözünde).”Olmaz öyle şey”sölerinin hemen arkasına “sen patronla bi konuş”cümlesi ekleniyordu.

Evet,bu işçiler vebadan korkuyordu çünkü:bu işçiler eve gidince faturaları,evladı ve karısı tarafından karşılanan sıradan bir insan oluveriyordu.Yoldaş olmuyordu,ev sahibi “emekçi” demedi ona hiç,faturaları öderken sendika yanında olmuyordu(zaten“sendika haram”demişti patron ve “günahkar işçi çalıştıramam”diye eklemişti.
Şimdi bu işçilere yeniden veryansın edelim;
-Sendikaya üye olmuyorsunuz.
-İşçi dayanışmasından kaçıyorsunuz.
-Greve katılmıyorsunuz.
-Biliçsiz emekçi.
-Haklarınızı öğrenmiyorsunuz.

İki örnekte bu açıdan baktıktan sonra şimdi gelelim ülkemizde ki genel korku ve kadercilik atmosferine.Özellikle son yıllarda artarak devam eden korku ve biat kültürü emekçilerin çoğunluğunu ele geçirdi.Bunun;yüksek işsizlik oranları,küreselleşme,siyasi söylemler,inanç etkisi,biliçsizlik gibi gerekçelerle alakalı olduğu bir gerçek.Ancak birey bazında ve en basit düşüncelerle anlamaya çalışırsak daha farklı noktalara değinebiliriz.

Hepimizin bildiği gibi taşeron şirketler hızla sigortasız,tazminatsız,asgari ücretli,düzensiz çalışma saatleri olan ve uygunsuz işyeri koşullarında  insanları köleleştirmeye devam ediyor.Bunu yapmalarını sağlayan yasal çerçeveyi hükümet oluşturdu.Hükümetin taşeronla ilgili pek çok amacından söz ediliyor ama altında yatan korku küreselleşmeydi.Patronların daha fazla kazanması elbette yeni patronları çekecek eskilerin gücüne güç katacaktır.Ama buna işçi nasıl razı oldu?Hadi razı oldu nasıl bu hükümete destek veriyor?

Aslında bunun nedeni geçmişte yatıyor.Merak etmeyin siyasiler gibi geçmişe takılıp kalmayacağım.Sadece demek istediğim:dededen beri kira da oturan işçinin hayat boyu ödeyecek olsada artık bir evi oldu(Toki).Sırf bu yüzden hayat boyu köle(taşeron işçi) olmaya razı(!) olacak kaç kişi tanıyorsunuz?İşçilerin aslında hakkı olan şeyi;onu ömür boyu mahkum ederek,ona çekilişle sunmak siyasi başarı olsa gerek.Ey emekçi!Emeğinin karşılığını ve haklarını senden gasp etmeseler,sen Toki’ye (müebbet)mahkum olmaz,dilediğin evi seçersin.

‘Sendika sorunu’ konusunda çok değerli hocaların çalışmaları var ama biz yine cahil yorumumuzu yapalım.Sendika,bir sivil toplum kuruluşudur.Bunu hep duyarız içinde;dayanışmanın,yardımlaşmanın,fedakarlığın olduğu çok samimi örgütlerdir,bilen için.Ama biz şehirlerde öyle yaşamıyoruz ki.O yüzden sendikalı olmadı diye işçiye sitem etmek sanki içi doldurulmamış kalıyor.Yani yöneticiye aydat vermek dışında apartmanda kimseyle 2 dakikanın üzerinde konuşmayan bizlere “dayanışma”diye bir şeyden bahsediliyor.Hatta bir başkası için greve gidecekmişim,ya beni işten kovarlarsa?Ey işçi!Hepimiz dayanışma içinde greve gidersek,patron cebini düşünmekten kafasını kaldırıp yüzümüze bakar.
işçi hakları

Gelelim haklarını bilmeyen işçilerimize,aslında işe başlarken “ne iş olsa yaparım”cümleleriyle kendimizi köle ilan ediyoruz.Bunu dememize rağmen iş  bulamasakta haklarını bilmeyen işçinin savunulacak hiçbir tarafı yok.Yani facebooktan çıkmadan bile artık temel haklarımızı öğrenebilir hale geldik.Bir işçinin hukuki haklarını bilmesinin yanında dünyadaki diğer işçilerle ilgili olayları takip etmesi de onun için hayat kurtarıcı olabilir.Tam anlamıyla “hayati”bir konu.Haklarından bi haber işçilerin patronların sözlerine biat etmesi gayet doğaldır.Köle kalmak isteyen işçi,çalışmaktan vakti kalırsa,facebookta tarla ekmeye devam edebilir.

UYAN EY İŞÇİ KARDEŞİM  ^1
Yıllarca çalıştın ezildin neden
Çalışıp da hiçbir hakkın bilmedin
Gün gelir de insan çıkar çileden
Uyan ey işçi kardeşim sen uyan

Üç kuruş paraya nasıl çalıştın
Zamanla işlerle nasıl yarıştın
Patronların zulmüne sen de alıştın
Uyan ey işçi kardeşim sen uyan

Ezileme bükülme karşılarında
Doğacak güzel günler yarınlarında
Mücadeleci kanı var damarlarında
Uyan ey işçi kardeşim sen uyan
                                                ( Sarıgazi’den bir metal işçisi)


^1-http://uidder.org/uyan_ey_isci_kardesim.htm (erişim:04.2013)