işçi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
işçi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

İşçi, Emekçi, Çalışan Hangisiyim Lan? Ben?

İşçi,emekçi,çalışan,işgören,insan,amele,kiracı,anne,baba,evlat,arkadaş,yoldaş,kardeş,birey,vatandaş,partili,sendikalı,sendikasız,müşteri,abone,komşu…hangisiyim lan ben?Evet size diyorum ben neyim?Kimim ben?Herkes kendi bildiği yoldan bir şeyler tutturuyor ismimin önüne,sonrada beni “o” sanıyor.

Gerçekten de ne kadar benciliz değil mi?Hepimiz kendi meşrebimize göre bir ön isim veriyoruz insanlara,sonra da öyle olması için beklentiye giriyoruz.Olmazsa vay haline basıyoruz veryansını.Oysa bir kişi hepsi olmayı başarmak zorunda.Bu karmaşanın sonucu da tabi ki çelişkiler yumağı oluyor.


işçi, emekçi

Son zamanlarda hepimiz Thy işçilerinin grevine şahit olduk.Bilmem dikkat ettiniz mi?Konuyla ilgili yapılan yayınlarda kimisi destek verirken çoğusu da işçilere kızıyor.Her konuda karşıtlaşmaya alışkın da olsak ben ilk zaman (daha kötü şartlarda çalışan)işçilerin,Thy’yi haklı bulmasına şaşırmış ve yadırgamıştım.Nasıl olur da bir işçi hem kötü şartlarda çalıştığını bilip,hemde patronlardan yana olabilir?

Şimdi daha net görebiliyorum.O sadece işçi değil aynı zamanda anne,o sadece emekçi değil aynı zamanda baba,o sadece yoldaş değil aynı zamanda müşteri ve aslında o Thy işçilerine kızarken aslında kendi kötü çalışma koşullarına sinirli.”Şunları bir daha işe almasınlar”demiyor”Ben öyle bir iş bulsam eşşek gibi çalışır:kızım arkadaşlarına mahcup olmasın diye daha fazla para gönderirim,ben anneyim”diyor.”Bunlar çok şımartılmış.”demiyor”Asgari ücretten 100 lira daha fazla para alsam değil 12 saat işyerinde yatar 16 saat çalışırım,karıma bulaşık makinası alırım”diyor.”Bir başarılı firma var hemen batırın”demiyor”Yıllarca otobüslerde çürüdüm,tam uçağa binecekken nerden çıktı bu?”diyor.

Tabi ki işçinin işçiye saldırmasını ‘normal’ göstermeye çalışmıyorum.Sadece anlamaya çalışıyorum,o sadece işçi değil.Bahsi geçen yorumların,psikolojik veya sosyolojik boyutu elbette var ama meselemiz anlamaya çalışmak ve en basit yaklaşımları seçmek daha yerinde olur.Konumuzun sınırı Thy’ından ibaret “ucuz işgücüyle marka olunmaz” der biraz açardım,sonra“işçi direnişinin yanındayız!”der konuyu bağlardım.Ama “Thy’rı da neymiş?”diyenler için daha yakınımızdan bir örnekle devam edelim.


Yakın zaman da petrol istasyonunda çalışan bir işçiyle muhabbet etme fırsatım oldu.Konu devletin asgari ücrete yaptığı ilk 6 ay için yüzde 4.1 lik zammı(2013) müdürün performansı bahane ederek kesmesiydi.Yasal olarak müdürün bunu yapamayacağını açıklarken dikketimi çeken:orada çalışan diğer işçilerin pürdikkat ve endişe dolu bakışları oldu.Bakışlar haksızlığa uğrayan işçiye yönelince endişenin boyutları inanılmaz bir hal alıyordu.18 yıllık bir çalışana yapılan haksızlığın sonucu yine haksızlığa uğrayan işçiyi adeta ‘vebalı’ yapmıştı(iş arkadaşlarının gözünde).”Olmaz öyle şey”sölerinin hemen arkasına “sen patronla bi konuş”cümlesi ekleniyordu.

Evet,bu işçiler vebadan korkuyordu çünkü:bu işçiler eve gidince faturaları,evladı ve karısı tarafından karşılanan sıradan bir insan oluveriyordu.Yoldaş olmuyordu,ev sahibi “emekçi” demedi ona hiç,faturaları öderken sendika yanında olmuyordu(zaten“sendika haram”demişti patron ve “günahkar işçi çalıştıramam”diye eklemişti.
Şimdi bu işçilere yeniden veryansın edelim;
-Sendikaya üye olmuyorsunuz.
-İşçi dayanışmasından kaçıyorsunuz.
-Greve katılmıyorsunuz.
-Biliçsiz emekçi.
-Haklarınızı öğrenmiyorsunuz.

İki örnekte bu açıdan baktıktan sonra şimdi gelelim ülkemizde ki genel korku ve kadercilik atmosferine.Özellikle son yıllarda artarak devam eden korku ve biat kültürü emekçilerin çoğunluğunu ele geçirdi.Bunun;yüksek işsizlik oranları,küreselleşme,siyasi söylemler,inanç etkisi,biliçsizlik gibi gerekçelerle alakalı olduğu bir gerçek.Ancak birey bazında ve en basit düşüncelerle anlamaya çalışırsak daha farklı noktalara değinebiliriz.

Hepimizin bildiği gibi taşeron şirketler hızla sigortasız,tazminatsız,asgari ücretli,düzensiz çalışma saatleri olan ve uygunsuz işyeri koşullarında  insanları köleleştirmeye devam ediyor.Bunu yapmalarını sağlayan yasal çerçeveyi hükümet oluşturdu.Hükümetin taşeronla ilgili pek çok amacından söz ediliyor ama altında yatan korku küreselleşmeydi.Patronların daha fazla kazanması elbette yeni patronları çekecek eskilerin gücüne güç katacaktır.Ama buna işçi nasıl razı oldu?Hadi razı oldu nasıl bu hükümete destek veriyor?

Aslında bunun nedeni geçmişte yatıyor.Merak etmeyin siyasiler gibi geçmişe takılıp kalmayacağım.Sadece demek istediğim:dededen beri kira da oturan işçinin hayat boyu ödeyecek olsada artık bir evi oldu(Toki).Sırf bu yüzden hayat boyu köle(taşeron işçi) olmaya razı(!) olacak kaç kişi tanıyorsunuz?İşçilerin aslında hakkı olan şeyi;onu ömür boyu mahkum ederek,ona çekilişle sunmak siyasi başarı olsa gerek.Ey emekçi!Emeğinin karşılığını ve haklarını senden gasp etmeseler,sen Toki’ye (müebbet)mahkum olmaz,dilediğin evi seçersin.

‘Sendika sorunu’ konusunda çok değerli hocaların çalışmaları var ama biz yine cahil yorumumuzu yapalım.Sendika,bir sivil toplum kuruluşudur.Bunu hep duyarız içinde;dayanışmanın,yardımlaşmanın,fedakarlığın olduğu çok samimi örgütlerdir,bilen için.Ama biz şehirlerde öyle yaşamıyoruz ki.O yüzden sendikalı olmadı diye işçiye sitem etmek sanki içi doldurulmamış kalıyor.Yani yöneticiye aydat vermek dışında apartmanda kimseyle 2 dakikanın üzerinde konuşmayan bizlere “dayanışma”diye bir şeyden bahsediliyor.Hatta bir başkası için greve gidecekmişim,ya beni işten kovarlarsa?Ey işçi!Hepimiz dayanışma içinde greve gidersek,patron cebini düşünmekten kafasını kaldırıp yüzümüze bakar.
işçi hakları

Gelelim haklarını bilmeyen işçilerimize,aslında işe başlarken “ne iş olsa yaparım”cümleleriyle kendimizi köle ilan ediyoruz.Bunu dememize rağmen iş  bulamasakta haklarını bilmeyen işçinin savunulacak hiçbir tarafı yok.Yani facebooktan çıkmadan bile artık temel haklarımızı öğrenebilir hale geldik.Bir işçinin hukuki haklarını bilmesinin yanında dünyadaki diğer işçilerle ilgili olayları takip etmesi de onun için hayat kurtarıcı olabilir.Tam anlamıyla “hayati”bir konu.Haklarından bi haber işçilerin patronların sözlerine biat etmesi gayet doğaldır.Köle kalmak isteyen işçi,çalışmaktan vakti kalırsa,facebookta tarla ekmeye devam edebilir.

UYAN EY İŞÇİ KARDEŞİM  ^1
Yıllarca çalıştın ezildin neden
Çalışıp da hiçbir hakkın bilmedin
Gün gelir de insan çıkar çileden
Uyan ey işçi kardeşim sen uyan

Üç kuruş paraya nasıl çalıştın
Zamanla işlerle nasıl yarıştın
Patronların zulmüne sen de alıştın
Uyan ey işçi kardeşim sen uyan

Ezileme bükülme karşılarında
Doğacak güzel günler yarınlarında
Mücadeleci kanı var damarlarında
Uyan ey işçi kardeşim sen uyan
                                                ( Sarıgazi’den bir metal işçisi)


^1-http://uidder.org/uyan_ey_isci_kardesim.htm (erişim:04.2013)

Soma: Sen Hâlâ Ölmedin mi?

Soma’da dünden beri rakamlar ölüyor. İlk 20 dediler. Bu cümleyi yazarken öldürülen madenci sayısı 274.

Evet sayın okuyan doğru duydun bu bir sabotaj, kaza değil. Azmettirenler Ankara’da. Katiller holding binasında.

Azmettirenler; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Muhalefet partisi başkanları, Milletvekilleri, 2004’te taşeron yasasında imzası olanlar, Taşeron yasasına el kaldıranlar, Gerektiği kadar itiraz edemeyenler, Kazaları önlemek için yeterince denetlemeyen müfettişler, Yasal boşluklarla ilgili siyasileri uyarmayan hocalar, Siyasileri alkışlamaktan işlerini yapmayan yüksek bürokrasi üyeleri…
1945 yılında çıkarılan İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu’ndan bu yana ölen ve sakat kalan işçilerin rakamlarına ilgisiz kalan bizler de azmettirenleriz.

Katiller; Daha fazla para için her şey mübah diyen patronlar, yükselmek için sadece kâra odaklı müdürler…

Soma sorumlular

O işçileri sen öldürdün sayın okuyan!

1945’den beri bu konuda tek bir ses çıkarmadıysan sen katilsin!

Bunlardan hangisine dur dedin?
> 1946'dan 2010 yılına kadar "iş kazaları" sonucu ölen işçilerin sayısı tam 59.300’e ulaşmış durumda. (Doç. Dr. Aziz ÇELİK, T24)
> İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin raporuna göre, 2013 yılında (26 Aralık itibarıyla) en az 1203 işçi yaşamını yitirdi.Yaşamını yitirenlerin 59’u çocuk işçi, 101’i kadın işçi.(Bianet)
> 5 Mayıs 2014’e kadar yılın ilk 4 ayında 396 işçi yaşamını yitirdi. (Bianet)
> İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine dayanarak verilen bilgiye göre, Türkiye , iş kazalarında Avrupa birincisi. Verilere göre, 2000-2012 yılları arasında Türkiye’de toplamda 12 bin 686 işçi kazalarda hayatını kaybetti. (Radikal)
Üstelik bu veriler sadece kaydı tutulabilenler. İstihdamın yaklaşık yarısının kayıtsız olduğu ülkemizde, kayda geçmeyen vakaları tahmin etmek mümkün değil.

“Takdir-i ilahi” mi desek? “Kader” mi?

Bu kader Almanya’ya uğramaz mı? Sayın okuyan.
Almanya da 1983’den 2013’e kadar maden kazalarında 3 işçi ölmüş.
Türkiye’de 1983 ile 2013 arası maden kazalarında 1378 işçi yaşamını yitirmiş. (Posta)

Katili göre göre susmadık mı?
Kıydığı canlara kulak tıkamadık mı?
Siyaseti bu konuyu düzenlemesi için uyardık mı?

Sabır diliyorum sayın okuyan.
Tüm yurtta sabır.
Kendi babamız ölene kadar sabredelim!
Kendi kardeşimiz ölene kadar sabredelim!
Biz en iyisimi kendimiz ölene kadar sabredelim.
Ne yapalım takdir-i ilahi. Bu işin fıtratında var.
.
.
.
Sen hâlâ ölmedin mi?
Sessizce bekle.

Soma: Unutuyoruz Ve Ölmeyi Bekliyoruz

Soma’nın Sorumlusu: Toplumsal Hafıza
Soma madenlerinde yitirdiklerimizin üzerinden henüz bir ay bile geçmedi. Özellikle kurtarma çalışmalarının sürdüğü günlerde toplumsal duyarlılık had safhaya ulaştı. Örneğin; kurtarma çalışmalarına katılan gönüllüler, gönüllü psikologlar, yardım kampanyaları, özel şirketlerin ücretsiz hizmetleri, bankaların kredi ertelemeleri vb. 

Kurtarma çalışmaları noktalandıktan sonra süreç her zaman ki gibi işledi. İlk günlerde yapılan onca haber, analiz ve televizyon programının yerini, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek “Soma Özel” haberleri aldı ve toplum Soma’yı unutmaya başladı. Bir ay sonra hepimizin hafızasında belki birkaç Soma anısı kalmıştır. Bir internet sayfasında şöyle yazıyordu: “Bir adam öldü.” demek kolay. Bir de “Babam öldü.” demeye çalış.

Belki biz unutmasaydık Soma’da çocuklar kimseye “Babam öldü.” Demek zorunda kalmayacaktı. Üstümüze düşeni yapsaydık “Soma” benzeri acıları yaşamayacağımız unutulan acılarımız;

toplumsal unutkanlık

• 1983 Armutçuk grizu faciası: 7 Mart 1983 tarihinde Zonguldak'ın Armutçuk beldesindeki taş kömürü ocağında meydana gelen grizu patlamasında 103 işçi yaşamını yitirmiştir.
• 1990 Amasya grizu faciası: 7 Şubat 1990 tarihinde Amasya'da, Yeni Çeltek Kömür İşletmesi'ne ait maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 3 işçi yanarak 65 işçi ise göçük altında kalarak hayatını kaybetmiştir.
• 1992 Kozlu grizu faciası: Türk madencilik tarihinin en büyük felaketlerinden birinde, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak'ın Kozlu ilçesindeki taş kömürü ocağında meydana gelen zincirleme patlamalarda 263 madenci yaşamını yitirmiştir.

Son yıllarda olan maden kazarından örnekler;

• 10 Aralık 2009 tarihinde Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki maden ocağında, 19 işçi grizu patlaması ile oluşan göçük sonucunda hayatını kaybetmiştir.
• Odaköy maden kazası: 23 Şubat 2010 tarihinde Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'de, toplam 47 kişinin çalıştığı maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 17 kişi ölürken 30 kişide yaralanmıştır.
• Karadon maden kazası: 17 Mayıs 2010 tarihinde Zonguldak'ta, Karadon Taşkömürü İşletme Müessesesi'nin işlettiği kömür madeninde grizu patlaması ve oluşan göçükler sebebiyle 30 kişi hayatını kaybetmiştir.

Aynı yerde tekrar kaza!
• 8 Ocak 2013 tarihinde Zonguldak'ın Kozlu ilçesinde, Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait kömür ocağında metan gazı patlamasının yol açtığı göçük sebebiyle 8 işçi hayatını kaybetmiştir. Tesiste daha önceleri de kaza olmuş, kayda geçen en büyük facia ise 263 işçinin yaşamını yitirdiği 1992 yılında yaşanmıştır.

Bütün bu yaşananlara karşı hiçbir önlem almayan devlet, devletten düzenleme talep etmeyen toplum, topluma yön veren aydınlarımız ve medya her iş cinayetinde bizim de payımız olabilir mi? 

Birgün gazetesinde, “Organize Bir Suç Olarak Soma Katliamı” başlıklı çok ses getiren yazısında Doç. Dr. Aziz Çelik, Katliamı hazırlayan ve seyreden devlet, hükümet, sendika ve medyayı asıl sorumlular olarak nitelendiriyor. Çelik’in medyaya yönelik şu ifadesi ise adeta unutan ve kulak tıkayan tüm topluma yönelik bir serzeniş niteliğindedir:
“Bu yüzden bu katliamda dolaylı sorumluluğu olanlardan biri de işçilerin feryatlarına kulaklarını kapayan ve Soma A.Ş. örneğinde olduğu gibi şirketlerin başarı öykülerini anlatmakla bitiremeyen anaakım medya ve onun ekonomi sayfalarını yönetenlerdir.”(Aziz Çelik, Organize Bir Suç Olarak Soma Katliamı, Birgün)

Çelik’in devlet-hükümetin denetim sorumluluklarını işlediği “iş sağlığı ve güvenliği” ile ilgili bölümdeyse “iş sağlığı ve güvenliği ve denetim” ile alakalı önlemlerin alınmadığı hatta bu konunun kamuyu yönetenler tarafından önemsenmediği çarpıcı ifadelerle ortaya dökülmüştür:

“Hükümet’in bir diğer sorumluğu iş hayatının denetimi konusunda ortaya çıkmaktadır. Madenlerin denetimi konusunda iki bakanlık sorumludur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Çalışma hayatının denetiminden devlet sorumludur. Bu hukuksal bir zorunluluktur. Devlet bu görevden kaçınamaz ve bunu devredemez. Devlet yurttaşlarının can güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.

Ancak çalışma hayatının denetimi konusunda tam bir sefalet yaşanmaktadır. Öncelikle 1,5 milyondan fazla işyerinin denetimi için sadece 585 iş müfettişinin olduğunun altını çizmek lazım. Çalışma hayatının etkin denetimi bu kadar sınırlı müfettişle mümkün değildir. 260 bin polisin olduğu bir ülkede 585 iş müfettişi devletin önceliği konusunda bir fikir vermektedir.

Öte yandan denetim konusunda işverenlere getirilen yükümlülükler işlevsiz kalmaktadır. İşverenlerin çalıştırdıkları işyeri hekimleri, iş güvenliği mühendisleri ve uzmanları, işletmenin ücretli çalışanıdır. İşverene bağımlı, iş güvencesi olmayan bu çalışanların etkin bir denetim yapması ve bunu raporlaştırması imkansızdır. 6331 sayılı yasa ile öngörülen Ortak Sağlık ve Güvenlik (OSG) Birimleri ise işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Para karşılığı yapılan bu denetimlerin etkin olacağını düşünmek için saf olmak gerekir. Hiçbir işletme işleri sıkı tutan bir yerden işçi sağlığı hizmetini satın almak istemeyecektir. Özetle işçinin sağlığı piyasaya bırakılamaz. Kamusal bir denetim ve işçilerin kendi denetimi (sendikal denetim) şarttır. Devlet, Hükümet, bakanlıklar, idare tüm bu nedenlerle organize katliamdan sorumludur.” (Aziz Çelik, Organize Bir Suç Olarak Soma Katliamı, Birgün)

Artık önümüzde iki yol vardır: Ya toplum olarak Soma’da yaşanan acıları “kader” diye nitelendirip unutacağız ve “sessizce bir iş kazasında ölmeyi bekleyeceğiz” ya da konuya olan duyarlılığımızı sürdürüp, meselenin üzerine gidilmesi için çaba sarf edeceğiz: zorunlu iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulanması için elimizden geleni yapacağız. 


Ben bu yazıya başladım ve bitirmeden yeni bir iş cinayeti işlendi.

“Kartal'da 16 katlı inşaat iskelesinden düşen üç işçi hayatını kaybetti.
İddiaya göre inşaatın 16. katında çalışan işçiler Hasan Doğan (53), Salih Karayalı ve Sinan Doğan (22) iskelenin çökmesi ile 16 kat aşağı düşerek beton zemine çakıldı.”( Bianet, 31 Mayıs 2014)

Biz ne zaman iş cinayetlerine “dur” diyeceğiz? Ne zaman unutmak yerine önlem almayı, “Bir adam öldü” demek yerine “Babam öldü” demeyi tercih edeceğiz?

Uluslararası İşçi Filmleri Festivali İzlenimlerim


Her yer festival her yer direniş!

9. İşçi filmleri festivali “Her yer festival her yer direniş!” sloganıyla 12-15 Aralık’ta Kocaeli’nde. Festival benim için sırılsıklam başladı diyebiliriz. 18:00’de Cumhuriyet parkından başlayan festival yürüyüşüne katılmayı istesem de yağmur ve iş çıkışı trafiğinin de etkisiyle katılamadım. Aslında Kocaeli’nde işçiler eylemlerini genelde başka bir noktadan başlatır ama “Her yer festival her yer direniş” diyen bir festivalin Haziran’da “direniş parkı” görevi yapmış bir noktayı seçmesi slogana sahip çıktıklarının bir ifadesi olsa gerek.


İşçisiz işçi filmleri festivali

Yürüyüşü kaçırsam da açılışa yetişmek için hızlıca açılış noktasına gittim haliyle de erkenden oradaydım. Uluslararası işçi filmleri festivalinde ilk görmek istediğim elleri nasırlı, ellerindeki çatlaklar yağla dolmuş, mümkünse bıyıklı abilerdi ve yine hem evde hem fabrikada bütün yükü omuzlamaktan yorgun düşmüş ablalar. İkisini de göremedim. Zorlasam bir elin parmakları kadar işçi sayabileceğimi sanmıyorum. En büyük hobileri fraksiyonlara ayrılmak olan solcu gençler vardı çokça. Sürekli sorgular gözlerle bakmaları gerçekten rahatsız edici. Sivil polis mi lan bu? Bunlar geçen çay ocağında kurduğumuz yeni örgütten üç gün sonra, daha yenisini kurup ayrılanlar mı?


Neyse tüm bu hengame arasında neyse ki festival başladı. Öncelikle şunu ifade etmem gerekir. Bu sponsorsuz, ödülsüz, reklamsız, biletsiz bir festival. Dolayısıyla o kadar samimi, amatör, duygusal bir festival ki bunu sunucuların ses titremelerinden ya da “gönüllü aranıyor!” diye bağıran arkadaşın telaşından anlıyorsunuz.


Vendetta maskeli biri ve kırmızılı kadın programı birlikte sundular. Açılış başta gezi direnişi olmak üzere direniş şehitlerine saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşuna sol yumruğu havada katılanlar oldu ama bir zafer işareti ya da bozkurt yapan göremedim. Oysa gezinin en anlamlı olduğu sahneler hep Türkçüler ve Kürtçülerin birlikte durduğu sahnelerdi. Aslında bütün karşıtlıkların eridiği sahnelerdi Gezi. Anlaşılan direnişin mirası sol yumrukta kalmış, biraz sahipsiz. 

İşçi filmleri festivali izlenimlerim


Arzu Çerkezoğlu’nun konuşması inanılmazdı.

Açılış sendikalı oldukları için işden atılan işçilerin çadırına canlı bağlantıyla devam etti. DİSK genel sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun konuşması inanılmazdı.  Şöyle ki hep bir açık aradım “şimdi türbanlılara laf edecek” etmedi, “hükümete oy verenlere bir şey diyecek” demedi. Hükümetin politikalarını ve sermayeyi o kadar güzel eleştirdi ki inanamadım. Böyle başarılı bir konuşma uzun süredir dinlememiştim. Sadece tek bir yerde tekledi konuşması oda siyasilerin bindiği lüks otomobillerin markalarını söylerken. İşçi temsilcisi olarak lüks otomobil markalarını bilmemesi ayrıca önemli diye düşünüyorum.  


Arzu Çerkezoğlu’nun konuşmasını pandomim gösterimi takip etti. Özgürlük, Kobani, Çocuk Mahkumlar ve Silikozis Hastalığı konularında 4 ayrı gösteri diyebiliriz. İlk gösterisi yani özgürlük benim en beğendiğim oldu. Pondomimin ardından müzik dinletisi geldi. Zaten solcu arkadaşların müzik, özellikle bağlama konusunda gelenekten gelen bir yetenekleri var bunun yanına iki güzel sesde eklenince bir ara film festivalinde olduğumu unutup konserde gibi hissetmeye başladım.


Son olarak açılış gösterimi “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” belgeseliydi. Elbette belgeselden burada bahsetmeyeceğim belki başka bir yazının konusu ama izlemenizi tavsiye ederim.


Ayrıca Kocaeli’de festival daha yeni başladı cumartesi ve pazar gösterimler yoğun olarak devam ediyor. Programa burada ulaşabilirsiniz.

Bide Festival sadece Kocaeli ile sınırlı olmayacak birçok ili geziyor. Web sayfasından ilinizle ilgili programı takip etmeniz mümkün. İstanbul programı açıklanmış bile.

Taşerona Son Müjde: Kölelik


Taşeron konusunda her gün medyamız “müjde” ile başlayan başlıkları gözümüzün içine sokmaya devam ediyor.”Yav bu taşeron ne mübarek bir şey?” diyesi geliyor insanın.Gerçekten mübarek bişey olduğu doğru ama bir patronun tanımıyla “Siz varoş işçiler.” (Ç.Ö.) için değil,yüce patronlar için mübarek vesselam.

Netice de bu medya denen şey de patronların mülkü.Senin,benim gibi varoş(!) için haber yapacak değiller ya.Hadi bunu zaten biliyoruz ,medya her zaman patronların borazanıdır, ama bizim de kıymetli oylarımızla seçtiğimiz vekillerimiz var.”Onlar kesin bir şeyler yapar,bizi köle edecek değiller ya.” diye düşünüyorsanız,size medyadan haber var:”MÜJDE…!”

taşerona son müjde kölelik

İşte tamda medyanın bu konuda toz pembe süslediği haberler kafamızı meşgul ederken “Gerçekte neler oluyor?” diye bir soru kafanızı meşgul ediyorsa bu yazı da değerli Aziz Çelik hoca konuyu enine boyuna değerlendirmiş.


10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron cumhuriyeti' müjdesi!

1) Taşeron (Alt İşveren) Uygulamasının Boyutları Nelerdir?

Taşeronun gerçek boyutlarını ortaya koyacak sağlıklı istatistikî veriler yok. Ancak Türkiye’de 1980’li yıllarda artmaya başlayan taşeronluğun, AKP döneminde tam bir patlama yaşadığı biliniyor. Bakanlık açıklamalarına göre 2002 yılında 358 bin olan taşeron işçi sayısı günümüzde 1,7 milyona ulaşmış durumda.

Özellikle işgücünün kolay ikame edilebileceği alanlarda daha hızlı bir taşeronlaşma yaşanmakta. Öncelikle özel sektörde başlayan taşeronlaşma zamanla kamuda da yaygınlaştı. Kamuda alt işveren, hizmet alımı gibi adlar altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmeye başlandı. Kamuda özellikle eğitim ve sağlık sektöründe ciddi boyutlara ulaştığı bilinmekte. Hizmet ve lojistik sektörlerinde daha hızlı büyümekte ancak doğrudan ana mal ve hizmet üretiminde de yaygın.

2) Taşeron (Alt İşveren) Konusunda Mevcut Yasal Düzenleme Nedir?

İş Yasasının 2. maddesine göre asıl işin bir bölümünde alt işveren çalıştırılabilmesi “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler” gibi üç koşulun bir arada var olmasına bağlıdır. Fransız yüksek yargısının içtihatları arasında da yer alan bu düzenleme taşeron uygulamasını sınırlamayı amaçlıyor.  Bu üç koşul aynı anda yok ise yargı taşeron işçi çalıştırmayı muvazaa (hile) olarak kabul ediyor ve işçi başından itibaren asıl işverenin işçisi sayılıyor. Diğer bir ifadeyle bu üç koşul bir arada olmadan, asıl iş, taşerona verilirse bu durumda, “muvazaa” (hile) olgusu ortaya çıkıyor. Nitekim bu yönde verilmiş çok sayıda yargı kararı var.

3) Alt İşveren Tanımı Nasıl Değişiyor?

İşverenler uzun zamandır İş Yasasının 2. Maddesinde yer alan bu düzenlemeden hem de dava tehdidinden kurtulmak istiyor. Bakanlık şimdi tam da bunu yapıyor ve asıl işte taşeron çalıştırılmasına olanak sağlayacak yeni bir tanım getiriyor. Bakanlığın önerdiği tanım şöyle: “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin teknoloji veya uzmanlık gerektiren bölümlerinde ya da yardımcı işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçileri sadece o işyerinde çalıştıran işverene alt işveren denir.” Bakanlık bir çırpıda üç ayrı koşulu bir tek koşula indiriyor böylece teknoloji ve uzmanlık gerektiren iş gerekçesiyle asıl işlerde taşeron çalıştırmanın önünde neredeyse hiç bir engel kalmıyor.

Teknoloji veya uzmanlık gerektirmeyen asıl iş neredeyse yok mertebesinde olduğu için, her iş bu gerekçeyle alt işverene verilebilecek. Asıl işte taşeron çalıştırmanın önünde neredeyse hiç bir engel kalmayacak. Bu değişiklik ile Türkiye adeta bir taşeron cenneti haline gelecek ve taşeron uygulamasında patlama yaşanacak.

4) Taşeron Denetiminde İş Müfettişlerinin Yetkisi Neden Kaldırılıyor?

Bakanlık taslağı ile muvazaalı (hileli) taşeron işlemlerine ilişkin denetim ve yaptırımlar zayıflatılıyor. Yasada yer alan “muvazaa” (hile) kavramı “kanuna aykırılık” olarak değiştirilmekte böylece hileli taşeron çalıştırma suçu hafifletilmekte. Öte yandan bakanlık müfettişlerinin muvazaa ve kanuna aykırılık denetimi yapma olanakları ortadan kaldırılmakta. Böylece şimdiye kadar pek çok muvazaalı taşeron çalıştırmayı gün ışığına çıkarmış bakanlık müfettişleri devreden çıkarılmakta.

Bakanlık bağımsız ve bilimsel esaslara göre çalışan uzman müfettişlerden rahatsızlık duymaktadır.

5) Muvazaalı Taşeron Uygulamasının Yaptırımı Nasıl Azalıyor?

Bakanlık taslağında yer alan en dikkat çekici noktalardan biri muvazaanın tespiti halinde işverene uygulanacak yaptırımın değişmesidir. Mevcut uygulamaya göre işverenin hileli taşeron işçi çalıştırdığının tespiti ve bunun kesinleşmesi halinde taşeron işçiler başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılmaktadır. Böylece işçilerin hak kaybı önlenmekte ve hileli işlemler için nispeten caydırıcı bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Bu konuda Dev Sağlık-İş Sosyal-İş ve Yol-İş Sendikası başta olmak üzere çeşitli sendikaların başvuruları üzerine, hastaneler, üniversiteler, madenler ve Karayolları Genel Müdürlüğü gibi birçok kamu kurumunda muvazaa tespit edilmiş ve muvazaa tespiti yargı kararları ile kesinleşmiştir. Ancak yargının bu kararları özellikle kamu idaresi tarafından hiçe sayılmakta ve uygulanmamaktadır.

6) Taslak İş Güvenliği Konusunda Asıl İşverene Yeni Yükümlülükler mi Getiriliyor?

Taşeronlaşmanın en önemli sonuçlarından biri işçilerin sağlık ve güvenliklerine yönelik tehditlerin artmasıdır. Nitekim iş kazalarının taşeron şirketlerde daha yaygın görülmesi bunun önemli bir göstergesidir.  Bakanlık taslağı İş Yasası’nın 2. maddesinde var olan ama uygulamada işlemeyen asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğu hükmünü tekrar etmektedir.

7) Taşeron işçisine yıllık izin hakkı mı geliyor?

Bakanlık bu konuda bir aldatmacaya başvurmakta ve zaten var olan bir hakkı yeni diye sunmaktadır. Taşeron işçiler de diğer işçiler gibi iş hukuku hükümlerine tabidir ve diğer işçiler gibi yıllık izin hakları vardır. Bakanlık bu gerçeğe rağmen “alt işveren işçileri yıllık ücretli izin hakkına kavuşacak” demektedir.  Sanki taşeron işçilerin yasal olarak izin hakkı yokmuş ama şimdi verilecekmiş gibi bir yanılsama yaratılmaktadır.

8) Taşeron İşçisinin Ücreti Güvence Altına mı alınıyor?

Bakanlık taslağına göre ücretlerini tam ve düzenli alamayan taşeron işçilerin tam ve düzenli ücret alması sağlanacakmış. Bakanlık taslağında bu konuda da bir yenilik yoktur. İş Yasası’nın 2. maddesinde var olan düzenleme tekrar edilmektedir. 

Ancak bir yandan alt işveren uygulamasını yaygınlaştırma hazırlığı yapmak, öte yandan ise tam ve düzenli ücret ödenmesinin sağlanacağını iddia etmek gerçekçi ve inandırıcı değildir.

9) Taşeron işçiler kıdem tazminatına mı kavuşuyor?

Bakanlık taslağına göre “Tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir. Bireysel kıdem hesabı sistemine geçilecek ve tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir.” Taşeron işçilerin de yasal hakkı olan kıdem tazminatı bir lütuf olarak sunulmaktadır. Oysa ülkemizde taşeron işçiler için ayrı bir çalışma hukuku yoktur ve onlar da diğer işçiler gibi kıdem tazminatı hakkına sahiptir.

Bakanlık sanki kıdem tazminatı konusunda yasal bir eksiklik varmış gibi yaparak bir taşla bir kaç kuş vurmak istiyor. Konuyla ilgisi olmayan bir biçimde bireysel kıdem tazminatı hesabını gündeme getiriyor. Böylece işçilerin ve sendikaların ısrarla karşı çıktığı kıdem tazminatı fonunu meşrulaştırmak istiyor. Bireysel kıdem tazminatı fonu hesabı kıdem tazminatı sorununu çözmek bir yana daha da büyütecek bir yaklaşımdır.

10)  Geçici İş İlişkisi (Kiralık İşçilik) Ne Anlama Geliyor?

Bakanlık taslağında yer alan bir diğer kritik unsur geçici iş ilişkisi adıyla getirilmek istenen “kiralık işçilik” uygulamasıdır.  Mevcut taşeron sisteminin daha pervasız ve esnek bir uygulaması anlamına gelen “geçici iş ilişkisi” ülkeyi tam bir taşeron cumhuriyetine dönüştürecektir. 2009 yılında Meclis’te kabul edilen ancak sendikaların yoğun tepkisi üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Meclis’e iade edilen kiralık işçilik bakanlığın taslağının önemli unsurlarından birini oluşturuyor.

Kiralık işçilik önerisine göre özel istihdam büroları işçileri geçici olarak bir başka işverene kiralayan ve kendileri asıl işveren olan kurumlara dönüşüyor.  Böylece geçici özel istihdam büroları işçi komisyonculuğu yapan kurumlara dönüştürülüyor. şçi kiralama sistemi ile işçinin ücret, kıdem tazminatı, iş güvenliği, sigorta primi gibi haklarından işveren yerine özel istihdam büroları yükümlü olacak. Ancak on binlerce işçiyi kiralayabilecek olan şirketlerin bu yükümlülüklerin altından nasıl kalkacağı belirsiz. Kiralık işçilik uygulaması “modern amele pazarı” olarak da niteleniyor.

Sonuç: Taşeronda müjde yok hile var

Bakanlık (ve elbette hükümet) Uluslararası Çalışma Örgütü’nün insana yakışır iş (decent work) olarak adlandırdığı güvenceli, kurallı ve sendikalı işler yaratmak yerine güvencesiz ve esnek bir işgücü piyasasını hedefliyor. Bu hedef ülkemizi sosyal bir hukuk devleti olmaktan iyice uzaklaştırarak, bir taşeron cumhuriyetine dönüştürür.

Aziz Çelik,“10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron cumhuriyeti' müjdesi!”,T24 (16.04.2013)

Önemli:

Alıntıdır.Alıntı Aziz Çelik’ten izin alınarak yapılmıştır.

“10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron cumhuriyeti' müjdesi!” başlığından önceki bölüm tarafımdan yazılmış,bu konu Çelik’in bilgisi dışındadır.

Başlık tarafımdan konulmuş Çelik'in bilgisi dışındadır.

Yazının tam metni değildir.Yazı da eksiltmeler tarafımdan yapılmıştır.

Tam metine buradan ulaşabilirsiniz:Tıklayın

Windows 7 Çocuk İşçi Teması İndir

Windows 7 kullananlar arka planda dönen resimlerin keyfini çıkarırlar.İnsanın içini ferahlatan manzaralar,gülümseten hayvan resimleri döner durur.Elbette ki buna itirazımız olamaz.

win7 çocuk işçi teması

Günlerden bir gün bu temaların içinde "insana dair" birşeyler yok mu? diye biraz araştırdım ve ne yazık ki bulamadım.Burdan "ne kadar vicdansız olduk?"gibi bişeye bağlamak istemiyorum :).Sadece bu tarz işlerde uzman arkadaşlar daha iyisini yapsın diye bi Windows 7 tema taslağı yaptım.Çocuk işçilerin fotoğraflarından oluşmakta.Basit bişey,istediğiniz gibi üzerinde oynama yapabilirsiniz.
Aşağıdakine benzer 25 adet fotoğraf var.Aşağıdan indirebilirsiniz.Umarım çok daha iyileri yapılır.

kulagakacanlar indir



İndirme bitince üzerine tıklayın kendisi kurulur.Masaüstü sağ tıklayıp "Kişiselleştir" e tıklarsanız istediğiniz gibi düzenlersiniz.

GENEL BILGILER
MIME türü: application/octet-stream
Boyut: 17 MB (17.929.876 bayt)

Katilim Sana Emanet İsmail Saymaz

"Şu halimle öldürülmeye değer biri olmadığımı biliyorum ama öldükten sonra da bu ödülü vermemin mümkün olamayacağını düşünürsek bir ödül ortaya çıktı,Söz konusu benim ölmem olunca da bu ödül en iyi gazeteciye gitti."

Katilim sana emanet ödülü İsmail Saymaz’a.


Şu halimle öldürülmeye değer biri olmadığımı biliyorum ama öldükten sonra da bu ödülü vermemin mümkün olamayacağını düşünürsek bir ödül ortaya çıktı, ödülden çok gazetecilik görevi. Söz konusu benim ölmem olunca da bu ödül en iyi gazeteciye gitti haliyle.

Eğer bir gün insan olmamın gereği olarak harekete geçersem, sırf insan olmamdan kaynaklı haklarımı kullanmak ister veya başka insanların temel haklarının ihlal edildiğini güçlü biçimde ifade edersem öldürülmem muhtemeldir.

Ben öldürüldükten sonra beni kimin öldürdüğü benim meselem olmaktan çıkacaktır. Beni öldürenler artık bana zarar veremezler ama toplumu tehdit etmeye devam edecekler. Yeni cinayetler için cesaretlenecekler. Sesini çıkaranlara cesedim üzerinden “susturma” mesajı verilecek. Tüm bunlar bi yana belki beni seven birileri katillerimin gözlerinin içine bakmak isteyecek. İşte tam bu noktada görev İsmail Saymaz’a düştü.

Sayın Saymaz eğer kabul ederse katilim ona emanettir. Biliyorum yargı değilsiniz, kolluk kuvveti değilsiniz. Sizde biliyorsunuz ki katil, bir başka katile emanet edilmez bu yüzden katilim size emanettir.


İsmail Saymaz


Hak habercisi olarak İsmail Saymaz.


Senin için hak haberciliği nedir ve hassas noktaları neler?
Bizim çalıştığımız alan, hayatın her alanındaki hak ve mağduriyetlere odaklanıyor. Çalışma hayatı, insan hakları, demokrasi problemleri, Kürt sorunu, azınlık hakları gibi konularda mağdura pozitif bir pozisyon biçerek, mağduriyete odaklanarak sürdürülen habercilik biçimi hak haberciliği. (Sözde Terörist, Özde Gazeteci-Röportaj- Meral Candan-Bianet)


Hak Haberciliği İsmail Saymaz

Neden ödül “@ismailsaymaz” adresine gitti? 
Bu blog ve ödül sanal dünyada var olmuştur ve ödül sayın Saymaz’ın en bilinen sanal adresine gönderilmiştir.
@ismailsaymaz

Neden İsmail Saymaz?

Yazdığı kitaplar, yaptığı haberler, ortaya çıkardığı dosyalar…

İsmail Saymaz kitapları; “Esas Duruşta Cinayet”, “Sözde Terorist”, “Sıfır Tolerans - Polisin Eline Düşünce”, “Oğlumu Öldürdünüz”, “Nefret - Malatya-Bir Milli Mutabakat Cinayeti”, “Hanefi Yoldaş - Gizli Örgüt Nasıl Çökertilir?”, “Postmodern Cihad-Tarikat Siyaset Adalet Üçgeninde Erzincan Davası”

Hızlıca erişilebilir örnekler olması açısından işte Radikal gazetesinde son üç ayda yaptığı haberlerden bir kısmı;
Not: Radikal gazetesinin internet sitesinde "İsmail Saymaz" ismini aratarak haberlerin içeriğine ulaşabilirsiniz.

Ali İsmail Korkmaz
Dövülme anının görüntülerini İsmail Saymaz ortaya çıkardı.
Eskişehir’deki Gezi eylemlerine katılan Korkmaz, 2 Haziran 2013 geceyarası polisten kaçarken Yunus Emre Caddesi’ndeki Sanayi Sokak’a girdi. Buradaki Harman Ekmek Fırını önünde bekleşen eli sopalı esnaf ve sivil polisler tarafından dövüldü.

Mert Değirmenci
İstanbul Esenyurt’ta 18 yaşındaki Mert Değirmenci’nin Kobani protestolarında çenesinden vurularak ölmesinin arkasından, iki ayrı özel hastanenin ihmali çıktı.

Senar Khaledi
Van sınırında İranlı kaçakçı Senar Khaledi'yi öldüren askerler, karısını öldürdüğü için ülkesinden kaçan bir başka İranlı'ya Türkiye'de kalması karşılığında yalancı tanıklık yaptırtmış!

Aydın Çevik
Acemi er Çevik, kapalı silahlıkta nasıl intihar etti? İzmir Foça’daki 7. Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı’ndaki acemi birliğinde askerliğini yapan Er Aydın Çevik, 24 Şubat 2004’te, iddiaya göre, koğuşta silahlık içerisinde kendisini ağzından vurarak, intihar etti.

Festus Okey
Beyoğlu Polis Merkezi'nde öldürülen Nijeryalı Festus Okey'i gözaltına alan, karakol kameralarının bozulmasına yol açan, kanlı gömleğini kaybeden beş polis ve diğer kamu görevlileri hakkında, cinayetten yedi yıl sonra 'kasten öldürme' suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.

Çayan Birben
Çayan Birben adlı astım hastası gencin, "Sıkmayın, hastayım" dediği halde polisin sıktığı biber gazı sonucunda can vermesine ilişkin davada tanıklar, Birben'in "Biber gazı sıkma, benim astımım var" dediğini, buna karşılık polisin "Biber gazından kim ölmüş ki sen ölesin" diyerek sıkmayı sürdürdüğünü anlattı.

Kader Ortakaya
Kader Ortakaya'nın Kobani sınırında ölümünde ilk tanık: Askerler vurdu.

Hıdır Ali Genç
Kan parasını reddeden aile, Torunlar'a 1,5 milyon TL'lik tazminat davası açtı: 'Hıdır Ali'ye eğitim vermeden asansörü teslim ettiler!

Lütfullah Tacik
17 yaşındaki Afgan çocuk, Van Yabancılar Şubesi'nde yediği polis dayağının ardından öldü. Olay yerine bakan kamera 'bozuk' çıktı.

İbrahim Aras
Adana'da, geçen 15 Haziran'da Lice olaylarını protesto eylemi sırasında can veren 15 yaşındaki İbrahim Aras'ın gaz fişeği kapsülü sonucu değil, 'yüksek kinetik enerjili harp silahı veya domdom kurşunu bulunan av tüfeğiyle' öldürülmüş olabileceği ifade edildi.

Eren Özel
Er Eren Özel'in ölümü kayıtlara "Nöbet arkadaşı tüfeğiyle dürterek uyandırırken kazayla öldü" diye geçti. Ancak özel bilirkişiye göre 'cinayet' olabilir.

Abdullah Cömert
Hatay'da Gezi eylemleri sırasında öldürülen Abdullah Cömert'le ilgili dava bugün başlıyor. 'Güvenlik' gerekçesiyle Balıkesir'e gönderilen davada sanık polis Ahmet Kuş'u Mersin'de, tanıklar Hatay'da dinlenecek!

Süleyman Cihan
1981'de başında Mehmet Ağar'ın olduğu polis timi tarafından işkencede öldürülerek bir binadan atıldığı ve kimliği bilindiği halde kimsesizler mezarlığına gömüldüğü ileri sürülen öğretmen Süleyman Cihan hakkındaki dosya zamanaşımından düştü.

Mustafa Kükçe
İstanbul Ümraniye'de, yedi yıl önce hırsızlık yaptığı iddiasıyla gözaltına alınıp, iddiaya göre üç karakol gezdirildikten ve dövüldükten sonra can veren 24 yaşındaki Mustafa Kükçe'nin öldürülmesine ilişkin yargılanan yedi polis beraat etti.

Uğur Kurt
Cemevinde cenaze beklerken polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Uğur Kurt'un ölümüne ilişkin iddianame İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Uğur'u vuran polisin savunması ile iddianame arasındaki büyük benzerlik dikkat çekti. Tetiği çeken polise amirlerinin 'sıkma' diye seslenmesi de iddianameye girmedi.

Onur Yaser Can
İstanbul'da, dört yıl önce esrar bulundurduğu gerekçesiyle gözaltına alınan ve emniyette çıplak aramaya ve baskıya tabi tutulduktan sonra intihara sürüklenen 28 yaşındaki mimar Onur Yaser Can'ın annesi Hatice Can da oğlunun yokluğuna dayanamayarak, hayatına son verdi. Baba Mevlüt Can isyanda: Adaleti görseydik, böyle olmazdı.

Kadri Bağdu
Kürtçe yayımlanan Azadiya Welat ve Gündem gazeteleri dağıtıcısı 46 yaşındaki Kadri Bağdu, maskeli 2 kişinin silahlı saldırısında kafasından vurularak öldürüldü.

Hakan Buksur
Muş'un Varto ilçesinde yapılan Kobani protestosunda, iddiaya göre polisin açtığı ateş sonucu Hakan Buksur adlı bir yurttaş ölürken, iki kişi de yaralandı.

Erdoğan Polat
Mecidiyeköy'de 10 işçinin hayatını kaybettiği inşaatta 5 ay önce hayatını kaybeden başka bir işçi için Çalışma Bakanlığı'nın firmaya inşaatı durdurma cezası vermediği, firmanın işçi için 6720 TL ceza ödeyerek yoluna devam ettiği ortaya çıktı.

Mehmet Altun
Çalıştığı inşaatta 2 metreden düşerek ölen 62 yaşındaki Mehmet Altun'un okuma yazma bilmeyen eşine gerçek dışı ifade verdirildi.

Hasan Ferit Gedik
Maltepe Gülsuyu'nda geçen yıl uyuşturucu çetesi tarafından öldürülen Hasan Ferit Gedik'in yaralı olarak götürüldüğü hastane bir yıl sonra tedavi masrafını istedi. Hastane ölen Gedik'in adına ailesinin yaşadığı eve gönderdiği yazıda bir hafta içinde hastaneye başvurmadıkları taktirde hukuki işlem başlatılacağı belirtildi.

İşsizlik Sigortası Ve Başvuru Süresi


Bu yazıda mümkün olan en kısa şekilde İşsizlik Sigortası, İşsizlik Sigortası Başvurusu Nasıl Yapılır? İşsizlik Sigortası Başvuru Süresi, İşsizlik Sigortası Ne Kadar? İşsizlik Sigortası Nasıl Alınır? Gibi konuları aydınlatmaya çalışacağım. Hukuk ve mevzuatla ilgili konular olduğu için bu yazıdan sonra yapılacak değişiklikler için uyarın lütfen. 

İşsizlik Sigortası Nedir?

İşsizlik sigortası bir işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybını belli süre ve ölçüde karşılayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren zorunlu sigortayı, ifade eder.


İşsizlik Sigortası Başvurusu Nasıl Yapılır?

Sigortalı işsizin, bu maddede belirtilen ödeme ve hizmetlerden yararlanabilmesi için işten ayrılma bildirgesi ile birlikte hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğüne(İŞKUR)  doğrudan veya elektronik ortamda başvurması gerekir. 
Özetle ister İŞKUR’un internet sitesinden, isterseniz herhangi İŞKUR’a giderek doğrudan başvurunuzu yapabilirsiniz.

İşsizlik Sigortası Başvuru Süresi Ne Kadar?

Hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz(30) gün içinde başvurmanız gerekir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülür.


İşsizlik Sigortası Ne Kadar?

Aslında İşsizlik Sigortası Kanunu, kanunda geçen parasal ödemeleri “İşsizlik ödeneği” olarak tanımlamıştır. Yani kanuna göre doğru soru şudur: İşsizlik Ödeneği Ne Kadar?
Ödeneğin miktarı ise sizin ücretinize göre değişiklik göstermektedir. 
Kanuna göre günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkı(%40) olarak hesaplanmaktadır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini(%80) geçememektedir. Yani güncel asgari ücretin bürüt tutarının yüzde sekseni(%80) bizim alabileceğimiz en fazla işsizlik ödeneği miktarıdır.

Gelin bir örnekle açıklamaya çalışalım.
Güncel asgari ücret 2.000 lira olsun bizim maaşımız ise 10.000 lira aslında biz maaşımızın %40 yani 4.000 lira işsizlik ödeneği almalıydık. Asgari ücretin(2.000) yüzde seksenini(%80) hesaplıyoruz 2.000’in yüzde sekseni 1.600 bu durumda bizim alabileceğimiz işsizlik ödeneği miktarı 1.600 oldu. Gördüğünüz üzere para cücük kadar kaldı. Bu örnekteki asgari ücretli ne kadar işsizlik ödeneği alacak? 2.000/100=20 ve 20*40=800 lira.
Bütün bu hesapları yaparken son 4 aylık prime esas kazançları dikkate aldığımızı unutmayın. 


Eğer hesap sonucu çıkan para bana yetmez diyorsanız özel firmaların sağladığı bir işsizlik sigortası türü de mevcut. İşsizlik sigortasına ek gelir olarak düşünülebilir. Özel işsizlik sigortası hakkında (Özel İşsizlik Sigortası Almadan Önce) yazıma da bir göz atmanızı tavsiye ederim.

İşsizlik Sigortası Nasıl Alınır?

İlk işsizlik ödeneği ödemesi, ödeneğe hak kazanılan tarihi izleyen ayın sonuna kadar yapılmaktadır. Sigortalı işsizler, TC Kimlik Numaralı Nüfus Cüzdanı ile birlikte her hangi bir PTT şubesine başvurarak işsizlik ödeneklerini alabilirler.

İşsizlik Sigortası

Ek bilgi: SGK'lı Bir İşçinin İşsizlik Maaşı Alabilmesi İçin

Yukarıda işsizlik sigortası alınması için "herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara" ifadesini kullandık. Bu ifade eksik kalmış. Sigortalı işten ayrılış bildirgesindeki ifadeyi kullanmak daha doğru olacak. Burada SGK işten çıkış kodları 4.maddeye gönderme yapılıyor. 

Bu durumda SGK'lı bir işçinin işsizlik maaşı alabilmesi için "Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi" gerekmektedir. İlk ifademizde "belirsiz süreli iş sözleşmesi" kısmı eksikti.

Ek bilgi kısmına değerli yorumlarıyla katkıda bulundukları için sayın Gökhan TEKİN'e çok teşekkür ederim.

Kaynaklar; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu (1999), İŞKUR

İsrailli Dostlarımı Kutluyorum

Lütfen taşlamadan önce bir dakikanızı ayırınız sonra atacağınız her taş başım üstüne.


Bizim İsrail’e tepkimiz ne kadar gerçek?

Düşünüyorum da dünyanın neresinde olursa olsun ortada bir zulüm varsa bunun iki tarafı vardır. Zalim tarafı sadece şiddeti icra edenlerden oluşmaz bunu alkışlayanlarda görüp ses çıkarmayanlarda zalimdir. Mazlum ise sadece şiddetin mağduru değildir aynı zamanda bunu yüreğinde hissedenleri ve sesini çıkaranları da kapsar.


İsrail vatandaşı olsaydık tepkimiz ne olurdu?

Bu çerçeveden değerlendirdiğimizde biz hangi tarafta olurduk? Şunu tüm samimiyetimle ifade etmeliyim ki bir avuç insan dışında hepimiz meydanlarda toplanıp atılan bombalarla kendimizden geçerdik.  Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse: Geçtiğimiz günlerde bir Kürt çocuğu şu veya bu sebeple bayrağımızı indirdi. Peki biz şiddeti artırmadığı ve Pkk’nın ekmeğine yağ sürmediği için kutlamamız gereken komutanı yerden yere vurmadık mı? Bilinçli veya bilinçsiz bayrağı indiren kişiyi bir elimize geçirsek “81 parçaya bölüp her ilde kutlamalar eşliğinde parçalarını yakmayı” düşünmedik mi? Ölü bir çocuğun annesini meydanlarda yuhalamadık mı? Ölen işçi yakınlarını başbakan düzeyinde tartaklamadık mı? Geçmişimiz ortada: iki kaya için “savaş!” narası atan Çiller’in ABD’de ki villalarını görmezden gelmedik mi? Sahi başka sebep yokken sırf “Kıbrıs Fatihi” diye Ecevit’e kaç kez oy verdik?
Sebepler başka başka bizim şiddete olan arzumuz hep aynı.


israil-de-israil'i-protesto


Mazlumdanmış gibi görünmek.

Şimdi tekrar düşünürsek bizim tarafımız çoktan zalimin yanıdır. Mazlumdanmış gibi görünmemizin birkaç politik ve dini sebebi vardır elbet ama samimiyetten uzak bir görüntüden ötesi değildir. Bu demek değildir ki susup oturalım. Sadece görüntü için bile olsa zalimin karşısında durmaya devam edelim. Umulur ki bir gün samimi mazlum dostlarından oluruz.


Kim bu samimi mazlum dostları?

Tahmin edeceğiniz gibi "politik çıkarlar" ve "oy oranları" dışında derdi olmayan politikacılarımızdan hiç birisi değil.
Kınamaya bile zor tenezzül eden dünya devletlerinin başkanları da değil.
Bizim gibi bir öyle bir böyle çıkarına göre taraf seçenler de değil.

Bu samimi mazlum dostları 3 veya 5 kişi. Belki 1 kişi amma dünyaya bedel. Çünkü bu yürekli insanlar çocukluklarından beri aileden, din adamından, okullardan, basından sürekli aşılanan “şiddet methiyelerine” rağmen “Filistin’in haksızlığa uğradığını” İsrail vatandaşı bir Yahudi olarak Tel Aviv’den haykırdılar.  Bu yürekli mazlum dostlarına en içten selamlarımı yolluyorum. 

İsrail de tüm devlete, kamuoyuna, yetiştirilmelerine, sosyal çevrelerine, inançlarına karşı korkusuzca haksızlığı protesto eden bu insanlar gibi “Tek de kalsam tüm samimiyetimle hakkı haykıracağım” fikrine erişebilmek umuduyla.

#FreePalestine